Cevat Çeştepe Şiirleri - Şair Cevat Çeştepe

Cevat Çeştepe


Galata kulesinin karşısında Kızkulesi., benim karşımda sen...
. . .
ayağımızın altına bir köprü gelmiş., beraber sallamışız oltaları
kim ayıklayacak diye hiç düşünmeden tuttuğumuz balıkları dayanmışız aynı kadehten en ucuzuna şarabın…
gecenin ışıkları mezemiz olmuş., rüzgarıyla birlikte sevdanın

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

sevgilim.,
bu mektupta da .,bitmeyen mevsimlerin tükettiği kalemimle
ve uzakların bu karanlık sokaklarında., ‘en çok şeyler’ niyetine
gene ‘hiçbir şeyler’ yazıyorum
ve adresin bilinmesin diye de üstünü boş bıraktığım zarfın içine
katladığım mektup kağıdını özenle ve öperek

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Aşağıdaki resim bir duvar kağıdı… Çalışma odamın penceresiz duvarını bu duvar kağıdı ile kaplatmayı ve 'böylesi bir ormanın aslını görme şansım nasılsa yok., hiç olmazsa bu şekilde görüntüsü ile baktıkça kendimi kandırıp., içimi ferahlatırım' diye düşünüyordum …

Buraya Dikkat !!! ., SADECE DÜŞÜNÜYORDUM .…

Ama arkadaş nasıl olduysa birden evin dışında bir gürültü koptu… Deprem korkusu içimize işlemiş ya n’oluyor diye korkuyla perdeyi aralayıp dışarı baktığımda ne göreyim …
Bir tabur jandarma., yüzlerinde gaz maskeleri., coplarını kalkanlarına vura vura arkadan gürül gürül gelmekte olan iş makinelerine yol açarak bizim eve., daha doğrusu bana doğru gelmiyorlar mı …

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Sanıyorum Amerika kıtasının orta bölgesinde bekar bir erkek öldüğü zaman., yakınları tarafından yeni ölmüş bir kadının cesedi mezarından çalınıp., gelinlik giydiriliyor ve süslenp-püslendikten sonra ölen bekar erkeğin yanına gömülüyormuş… Amaç., erkeğin hiç olmazsa mezarında yalnız yatmamasıymış….
Bu da bir “ölü gelinler” hikayesi… Sıkça tanıklık ettiğimiz “çocuk gelinler” gerçeğinin bir başka versiyoru…

Her ikisinin de özeti: Kadına yaşarken de rahat yok öldükten sonra da…

Çağdaş insan beyninin asla kabul edemeyeceği bu iğrenç hikaye ve acı gerçekler.., kuşkusuz cehalet ile cinsel açlık evliliğinden doğan.., adı, göbek adı ve soyadı “şiddet” olan ve genellikle erkek kimliği taşıyan doğuştan çıldırmış içgüdünün bir anlamda yaptığı ve yaşattığı terör uygulamasıdır…

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Bazı sevdalar sanki tanrı buyruğudur canımın içi
İstanbul’u sevmek gibi ., maviyi ve en çok da seni…
. ,
söyler misin bana ., hangi gecelerin karanlığında yıldızlar
senin gözlerine dolduğu gibi., başka kimin gözüne dolar…
ve hangi şehrin., Galata’dan açığa çıkmış deniz mavisi.,

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Sırtımı., sarayın bir kale gibi yüksek duvarına dayayıp önce Marmara denizinin, Boğaziçi ve Haliç sularıyla kucaklaşmasını seyre daldım,
Sarayburnu’nun şiddetli akıntılarına duygularımı karıştırarak., ‘bu şehri böylesine çarpıcı bir güzelliğe kavuşturan, tepeden tırnağa giyindiği bu mavi giysi mi’ diye düşündüm...
Ve sonra Sirkeci garında noktalanacak., makaslarla birleşip-ayrılan yüzlerce ray hattına kapıldım...
Ray hatları ., bütün fay hatlarının üstünde., çelikten bir kelepçe gibi parlamak için güneşin üstlerine ışık olup düşmesini bile beklemeden, bu şehri dünyanın görünmeyen merkezine yapıştırıyorlardı sanki...
Sonra gözlerin geldi aklıma, ağladım…
Sarayın sırtımı dayadığım yüksek duvarları., esen rüzgarla birlikte bir sıra servi ağacının gölgesi ile dalgalanıyordu... Yukarıdan gelen çatal-kaşık sesleri ise bana açlığımı hiç mi hiç hatırlatmıyordu...

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

İstanbul'a...
.
Sana bu sabah çok eskilerden...,
mesela...,
Pierre Loti 'nin., servi ağaçlarının en çok Haliç rengi olduğu Eyüp sırtlarındaki bir tahta masaya yaslanmış yaşlı sandalyenin., yaşama tutunur gibi yerinde tutunmaya çalışan çivisinden....
ya da

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Ne Paris, ne Roma, ne diğerleri...
İddia ediyorum … İstanbul., kendine şiir yazan tek şehirdir…
. ,
Çünkü bu şehrin her köşesi ‘ben şiirim’ diye bir martı gibi çığlık atar…
Attığı her çığlık içinden onlarca şiir çıkar…
O şiirleri şairler toplar…

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Kadın elindeki tepsiyi pencere önündeki karşılıklı iki şık koltuğun ortasında duran sehpanın üzerine bıraktı. Tepside, köpüğü tam kıvamında, tüten dumanından mis gibi kahve kokusunu buram-buram dağıtan iki fincan duruyordu. Fincanları tepsiden aldı ve koltukların önüne gelecek şekilde sehpanın üzerine yavaşça yerleştirdi. Tepsiyi de yakındaki yemek masasının üstüne koydu ve geldi, koltuklardan birine oturdu.
Bacak-bacak üstüne attı. Derin bir iç çekti…

Kahvesinden bir yudum aldı. Yüzündeki tebessümü hiç kaçırmadan önce dumanı hala tütmekte olan diğer fincana ve sonra boş koltuğa baktı …
Mırıldanarak:

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

– sapandan frlayan bir taşın vurmasıyla başlamadı daldaki kuşu...
öncesinde Habil ve Kabil ve sonra çimento yerine deniz kumu …
. . .
göçmen kuşların göç., ağaçların yaprak dökme mevsimiydi
belli ki uzun sürecek bir kışın., henüz ilk günleriydi…
bin yıllık çınar., bin yıllık bahçesinde., çırılçıplak üşürken

Devamını Oku