HASRETİN ADRESİ BOĞAZ HAVASI
.
Yolcusuzluğa mahkûm bir iskeleden bindiğin., mesela Kanlıca’dan Emirgan’a Boğazı enlemesine kesen., kimsesiz bir vapurun üst güvertesinde tam da demli çayını yudumlayıp taze kokulu- bol susamlı simidi önce yanağından öpüp sonra ısırmanın hayalini kurarken...,
. ,
Birden çığlık çığlığa bir martı mangasının., saldırısına tutulursun
kanat seslerinden kelepçeler vurulur yüreğine…
HACIBEKİR'in AKİDE ŞEKERLERİ
.
Dükkanın bulvar cephesindeki geniş camı, güzel ve sıcak havalarda kaldırılır ve iki ucundan tavana tutturulurdu... Böylece mermer tezgah üstüne sıralanmış, içinde buz tanecikleri yüzen musluklu limon, vişne, turunç ve ayran sürahilerinden, metal bir çanak içine yerleştirilip üstüne bastırıldığında içinden fışkıran sıcak su ile yıkanan bardaklara doldurulan meşrubatların, dükkana girilmeden dışarıda ayaküstü içilmesi sağlanmış olurdu...Tezgahtar bardakları doldururken ya da yıkanmış olanları alıp sıralarken ıslanan mermeri omzundaki havlu ile sıkça kurular ve havluyu gene ve biraz da özensizce omzuna atardı.
Ya dükkanın içi…
Ya o yüksek vitrin tezgahları...
İlkokul çağındaki çocukların erişemeyeceği kadar yüksek vitrin tezgahları...
Eğer infazın hemen öncesinde bir silah patlamaz ve kuşlar ve balonlar firar etmezse eğer.., bütün idam mangaları çocukların hayallerini., umutlarını ve yarınlarını kurşuna dizmek içindir…
. . ,
ben kimsesiz bir çocuğun düşündeki uçan balonların üstüne
çöp insanlarla çizilmiş mutluluk resmi olmak istiyordum…
o balonların ipleri öyle sarılacaktı ki o çocuğun bileklerine
ben de yaşama bir ağaç gibi., kökümle sarılmak istiyordum...
Bugün iktidar yalakalığına soyunmuş pek çok TV kanalı, logolarının yanına mutlaka dalgalanan bir Türk bayrağı ve yanına da Atatürk fotoğrafı iliştireceklerdir…
Ve bu kanalların büyük çoğunluğu da güne özel programlarını (kitabına uydurarak) Osmanlı’nın döneminde en çok toprak kaybettiği ulu hakanları (!) II. Abdülhamid hanın ya da son padişah Vahdettin’in faziletlerini ve onun vatanseverliğini övme ve anma programına dönüştüreceklerdir…
Tabi ki Vahdettin’in, hareminin mensuplarıyla birlikte (kendine ait gemicikleri olmadığından) Dolmabahçe sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş “MALAYA” adlı İngiliz zırhlısıyla Malta’ya kaçışını atlayarak…
Hüküm verenlerin son sözleri.. :
Gereği düşünüldü., sizi “güneşli günler göreceğiz” diye umut taşıdığınız o güneşte yanmaya.., kendimizi de siz yanarken ., doğduğumuz karanlıklarda saltanatımızı sürdürmeye mahkum ediyoruz...
. . ,
Gündemimizi dolu-dolu dolduran siyaset sahnesi aktörlerinin karşılıklı atışmalarına., ülke ekonomisinin artık bataklık çiçeği bile açtırmaz hale gelen bozuluşuna ve gün sektirmeden yüreklere kan dolduran acı dolu haberlere baktıkça ...
. ,
Akıl tutulması., ülkemizde ne yazık ki güneş tutulmasıyla eş anlamlıdır ve hissettiğimiz karanlığın temel nedeni de budur...
Ama neyse ki 'hiç bir karanlık sonsuza kadar devam etmez' ana kuralı gereği bazen çok uzun sürüyor olsa da gelip geçicidir...
Buna inanıyor olmamızın astronomi ana bilim dalı dışında tarihsel., siyasal ve hepsinin ötesinde insan anatomisi açısından bakınca 'fiziksel' pek çok temel nedeni var...
Ne yazık ki ya da iyi ki 'ölümsüzlük şerbeti' henüz laboratuvar deneylerini tamamlayıp kahvaltı öncesi içilmesi için özel sunumlara hazır hale gelmedi...
GÜNLER ÖNCE
.
(Faili meçhul ellerin uzak dağların mağaraları içinden fitilini ateşleyip., evinin bahçesinde sek-sek oynayan küçük çocuğun yüreğine düşen kimliği belirsiz bomba haberinden., ülkenin dört yanında birden başlayan ve günlerce söndürülemeyerek ülkenin yeşilini kömür karasına çeviren orman yangını haberlerinden
günle önce)
. . .
Son dersten sonra paydos zili çalıp., sınıf tamamen boşalınca yerinden kalktı., kara tahtanın önündeki tebeşir parçalarını topladı., bir kağıt parçasına sarıp çantasının yerleştirdi… Bahçesine yeniden çizeceği sek-sek oyunu çizgileri gözünün önüne geldi., gülümsedi…
Çocuk evden dışarı çıktı., birkaç adım yürüdü., sonra durdu...
Ellerini arkasında kavuşturdu...
Gözlerinin önünde serili olağanüstü güzellikteki manzarayı keyifle ve neredeyse gözlerini bile hiç kırpmadan seyretmeye başladı…
.,
Çok uzaklarda mor boyalı uysal bir siluet halinde dururken yaklaştıkça parlak ve sanki ıslaklığın parlattığı renkleriyle amansız bir yalçınlığa bürünen yüksek ve heybetli dağlar...
Bu dağların doruklarına erişemediğinden., ton hazinelerindeki bütün yeşilleri., dağın yamaçlara örtü gibi seren ormanlar...
Heiner Rinderman isminde bir Alman araştırmacı sanki yapacak başka bir iş yokmuş gibi tutmuş, ciddi-ciddi bir araştırma yapmış.
Araştırmanın konusu “Avrupa ülkelerinin IQ ortalaması nedir”
Herr. Rinderman.., lütfedip bizi de Avrupa ülkeleri kategorisinde değerlendirmiş. Değerlendirmiş ama bu değerlendirmeyle de ortaya çok “manidar” bir sonuç çıkarmış.
Finlandiya’nın 103- IQ ortalaması (normal zekâ) ile listenin başında olduğu bu araştırma, Türkiye’yi 88- IQ ortalaması (donuk zekâ) ile son sıralara oturtuvermiş. Bundan bir alt seviyenin karşılığı ise (düşük derecede zekâ geriliği) gibi daha da donuk bir keyifsizlik arz ediyor.
İNSANLIK ve YARINLAR ADINA
--önce ‘insanlık adına’
bana güzel şeyler söyle canımın içi., öyle şeyler söyle ki.,
öpmek geçsin içimden dilinin ucunu…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...