gene bir gün batımındayım dünyanın bilmediğim bir köşesinde...
saçlarım çok yaşamaktan bembeyaz olmuş...
kan durgun akıyor damarlarımdan ama aldırmıyorum
ve bir daha öpmek için uzatıyorum dudağımı.,
elimdeki doldur-boşalttan yorgun kadehe...
. ,
sıfır derece meridyeni titriyor sanki...
önce batıdan çekiliyor bir yana ve doğudan öte yana
yüreğim çıkar gibi yerinden., bir çocuk fırlıyor içimden
başlıyor zamanın saat kulesine tırmanmaya...
/söğüt dalları bir o yana., bir bu yana.../
. ,
geldikleri gibi gittiler...
.
/önce ovalarda dolaştılar., dağlara tırmandılar…/
öyle sinsi adımlarla geldiler ki., daha serttiler ölümden bile
ezdiler kır çiçeklerinin renklerini., karanlık öfke ve küfürlerle…
. ,
Çocukken., pencereden gördüğüm dağların görülemeyen yüzünü
‘en uzak’ sanırdım… Oysa başka uzaklar da varmış…
Tutamadığın eller., bakamadığın gözler., duyamadığın sesler gibi...
Büyüdükçe anladım., gerçekleşemeyeceğini bildiğin hayaller gibi...
. . . ,
--- bir yakamoz düşer gözlerime...
bu şiir,
aynı kökten boy veren çiçekler ve dikenlerin kısa hikayesidir...
yarının büyüklerine kendi ölümlerini yaşatmanın hikayesidir...
. . . . .
üst üste koyup gece yarısı., en derin olan ile en doğru bakışı
gerdeğe sokmuş bizim sokağın bilgesi., felsefeyi ve mantığı...
----aşağıda sonsuz deniz-biz dağ başında feneriz...
. . . ,
/inanıyorum sen de seversin benim gibi
bir dinlesen çığlıklarını deniz kuşlarının/
Suyu çekilmiş nehirler boyunca yürüyorum
tuz çölüne dönmüş denizlere doğru...
yağmur takviminin kurumuş bütün yaprakları
bu uzak sesler., ucu yanık hasretlerin çığlığı…
.
onları.., fıskiyeli süs havuzu gibi bir yaşamın özlemiyle çiçeksiz bahçelerde., kuru toprak üstünde aydınlığa doğurdu anaları …
bilemediler özlem ve sevgilerinin., bir gün esaret sebebi olacağını yaşama., insana., memleket ve hürriyete…
. ,
işte bütün bu çocuklar onun için öğrendiler türkülerden önce
karanlık gecelerde topladıkları yıldızlardan., güneş yapmasını...
dökülenleri yerlerine asıp., sararan yaprakları bahara boyamasını
/her yolculukta fazladan bir koltuk vardır bilinmez..,
o koltukta herkes sevdiğini yanında götürür kimseler görmez/
. . .
--- sen bugün ., “yine bu yıl ada sensiz” mi sanıyorsun canımın içi…
--- Dünler öncesinde yaşanmamış her sabah gibi…
Sabah çok erken kalkıp., gümüş bir bıçak gibi parlayan Arnavut kaldırımı-erguvan pembesi bir yokuştan aşağı yan yana denize doğru yürüyoruz… Sanki ellerimiz arada birbirine değermiş gibi., dudaklarımızda çocuksu ve saklı bir gülümseme…
. ,
Biliyoruz her gün gibi bugün de zaman çok hızlı akıp gidecek… Anne-babaları boğaz seferinde kılavuzluğa çıkmış yavru martıları besleyip., onlara bir sevda türküsünün nakaratını ezberletelim derken bir de bakacağız ki akşam oluvermiş… Ne güzel değil mi…
. ,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...