AY ÇARPMASI GİBİ
.
Sıfır derece meridyeni titriyor sanki…
Önce batıdan çekiliyor bir yana, sonra doğudan öteki yana
yüreğim çıkmadan yerinden, bir çocuk fırlıyor içimden
başlıyor zamanın saat kulesine tırmanmaya
Bugün bir çocuk bahçesinin önünden geçti yolum…
Çocukluğumuzun zincirleri paslı., tahtaları boyasız salıncaklarının., tahterevallilerinin yerini rengarenk boyalı benzeri oyun araçları almış ama hepsi bomboş…
Ve o şen seslerin yerinde de alabildiğine suskunluk…
Oysa içeride kızlı-erkekli onlarca çocuk var…
Bazıları banklara oturmuş., bazıları da yemyeşil çimenlere uzanmış…
Ama hepsi birbirinden habersiz., hepsi sessiz...
/okunurken yarım bırakılan her aşk masalının sayfaları arasına
yüreğine zehirli diken batırılmış bir kelebek sıkışıp kalır…/
.
mesela yaşanmamışsa külhani sarhoşluklar., ıssız sokaklarda
gözlerden uzak gölgelerde erimemişse dudaklar., dudaklarda
En uzun mevsim AŞK mevsimidir…
Kimi zaman bahar dallarında tomurcuk olur
Kimi zaman yaz sıcağında mecnun edip kavurur…
Kimi zaman hüzündür sonbahar dalında son yaprak gibi
Kimi zaman kar yağdırıp buza çevirir yürekleri
İşte sonunda bitti dersin ama bitmemiştir
Organizatör beni ve hiç tanımadığım geleceğimi dans etmemiz için piste davet etmeden aylar önce karanlık boşluğa bir el ateş edilmiş ve o andan itibaren de yaşam orkestrasının fonda dört mevsim bir melodi çalmasıyla “dansa davet” başlamıştı …
---ama ben dans etmesini bilmem ki…
. . ,
müstakbel sarhoşluğumun ilk yudumu., henüz ana sütüyken
ve yüreğim mevsimlere o kadar yabancı., dans nedir bilmezken…
(2011 tarihli yazı)
Yarın 19 Mayıs….,
Haydi kutlamaya başlayalım şimdiden gençlerimizi…
Ama nasıl …
HAYDİ YAŞDAŞLARIM İLERİ !!!
Bugün..; çocukluğumuzda olduğu gibi sokak aralarında kovalamaca oynarken düşüp dizlerimizi kanatmak…, kırlarda “diz boyu papatyalar” arasında yakaladığımız kelebeklerin kanatlarına melek resimleri çizmek günüdür…
Bugün..; gençliğimizde olduğu gibi kol-kola girip marşlar söyleyerek.., yüreklerimizdeki-beyinlerimizdeki meşalelerin aydınlığında., karanlıkların üstüne gümbür-gümbür yürümek günüdür…
Bugün..; dünlerin daha yakın günlerinde olduğu gibi .., yaşam kronolojimizdeki acıların üstünü karalayıp., yaşadığımız her anlamdaki sevdanın ve güzelliklerin renklerini sulamak., kokularını içimize çekmek ve gözlerimizi uzaklara daldırıp hafiften gülümsemek günüdür…
DİLİ-DİNİ- RENGİ NE OLURSA OLSUN ’İNSAN’ OLAN HER İNSAN
ve tabi her tür ve cinsten canlı için...,
.,
NOEL BABA KILIĞINA GİRMİŞ 2020 SENESİNİN SIRTINDA
GETİRDİĞİ YENİ YARINLAR TORBASININ İÇİNDE..,
.,
6-7 EYLÜL 1955 ÜZERİNE - görüş
.
Buradan Egenin karşı kıyısındaki “Türk tohumlarına”, yani 2000 yıl yaşadıkları, doğdukları, sevdikleri topraklardan göç etmeye zorlanan İstanbullu Rumlara sesleniyorum:
-İnanın ki İstanbul bugün, 5 Eylül 1955 kadar güzel değil. Bir parça da sizin renklerinizle dünyanın en güzel mozaik müze/şehriydi İstanbul.
Biliyorum “dön desem, dönemezsiniz” ama…
* * *
ADAMIN BİRİ
(Kız Kulesinin platonik aşıklarından)
.
ADAMIN BİRİ esasında İstanbul’un en ağır delikanlısı Galata Kulesinin korumalığını yapıyormuş….
Nice yangınlara., nice yıkımlara karşı hep onun yanında olup ., göğsünü siper etmiş ve onunla beraber karşı koymuş., sonuçta ikisi de yıkılmamış., bugüne kadar ayakta kalmışlar…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...