/Biz şimdi bir gün öncesindeyiz... Sabah çok erken kalkıp, kırlarda karınca yuvalarına giden bütün yollara ekmek kırıntıları döşeyeceğiz...Bu arada belki ellerimiz de birbirine değecek., gözlerimiz de ..Ama o an sadece gülümseyeceğiz...
O kadar işte...../
...
/Biliyoruz., zaman çok hızlı akıp gidecek... Havanın karardığının farkına varmayacağız ...Fırsatını bulursak yuvadan bakışlarını uzatan yavru kuşların başlarını okşayıp.., onlara koro halinde türkü söylemesini de öğreteceğiz..
Ne güzel değil mi...../
..,
AĞAÇ OLDULAR
YANMAYI VE KESİLMEYİ ÖĞRENDİLER...
.
Mevsim normallerine dahil diye adlandırabileceğimiz rüzgarlar ülkenin; kuzey batı-batı-güneybatı ve güney yönlerinden bütün şiddetiyle esmeye başladı...
Hangi yönden eserse essin bu rüzgarların hepsinin ortak adı: “orman yangını”...
Yüreğimizde kozalaklar patlatarak izliyoruz, acıyla ve öfkeyle izliyoruz yeşil üstüne kırmızı bir ölüm gibi çöken bu yangınları.
Arabanın arka koltuğuna şöyle rahatça kuruluyoruz...
Hepimizin yanımızda en sevdiğimiz kim ise o var... Kolumuzu da atmışız omzuna... Öylesine keyifli bir yolculuk işte...Üstümüze koşar gibi., akar gibi gelen yolları., sanki havayı soluyormuş gibi çekiyoruz içimize...
Kimi zaman çukurlar., kimi zaman kasisler üstünden., korunaksız yol kenarı uçurumlarına tekerlek teğeti ile geçerken biliyoruz ki önümüzdeki her dönemeçte bambaşka güzellikte bir manzara ile göz göze geleceğiz... Bunu bildiğimiz için aldırmıyoruz başımızın
tekerleğimiz her çukura girdiğinde tavana değmesine,, sadece gülümsüyoruz., ayırmadan ellerimizi birbirinden...
bence ., ilk olmadığı için ilkbaharın 'doğru' adı yazbahar... ,
son olmadığı için de sonbaharın 'doğru' adı kışbahar'dır...(ç.ç)
.
.
güneş yeni batmış., gölgeler düşmeye başlamış üzerimize
diyelim ki., sular yavaşça çekilmiş olsun ayak uçlarımızdan
Bu şiir. . ;
En ucuz köşede unutulmuş bir bacağı sakat eski tahta masa ile üstündeki teneke tablada kendi kendine yanıp küle dönmekte olan sigaranın çekilmemiş son nefesidir …
Takılacağı saçı beklerken üstüne meyhane dökülmüş kırmızı karanfille., çeperini anason tadı sarmış boş bardağın., efkarın sarhoşluğa dönüş halini göz göze seyretmesidir …
Akşam alacasının renklerini sildiği yorgun bir şemsiyenin ıslak gölgesine sığınan., nefesini kaybetmiş rüzgarın sürüklediği yağmur damlacığının o kupkuru çaresizliğidir
ASANSÖR – yeni yıl özel
Eğer günümüzün şiddetli teknolojik gelişim rüzgârları o zamanlarda da böyle esiyor olsaydı “ağır-ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” diye başlar mıydı o güzel ve anlamlı şiirine Ahmet Haşim… Hiç sanmıyorum…
Hemen ilk adımımızın önünde kapılarını sevgilinin kolları gibi açmış kişiye özel bir asansör bizi beklerken kim ucu-sonu belli olmayan merdivenlerden ağır-ağır da olsa çıkmayı dener ki…
AŞIK ISLATAN DÜŞLER
Uyku içi bir Beyoğlu düşü…
.
mesela seninle kol kola., o güzel başını da yaslamışsın omzuma
bir düş yolculuğuna çıkıyoruz., yorganımı çeker çekmez başıma…
. ,
O gün … saat. 16.50
Defalarca çaldı cep telefonu … Arayan gene oydu… Israrla arıyordu … Ya gene 'haftaya bugün’ kesinlikle ödemek üzere borç isteyecek ya da karşısında oturup saatlerce konuşacak., artık ezberlettiği sorunlarını dinletecek ya da ikisini birden yapacaktı … Kararlıydı., telefonu açmayacaktı… Nasılsa yarın bir yolunu bulup yakalar ve ‘dün çok aradım seni ama ulaşamadım’ demeden başlardı sil baştan anlatmaya… İşte gene arıyordu…
Ertesi gün…
Hayret., dün akşamdan bu saate kadar hiç aramamıştı… Tarifsiz bir alışkanlıkla gözü sıkça çalmayan cep telefonuna takılıyor ve sonra da telefonu elinin tersiyle masanın ortasına itiyordu…
..
.
Ve derler ki ince ve zarif bir şarap kadehi., masada gözüne çarpan “köpek öldüren” namındaki şarabın giderek kendine doğru yaklaştığını hissedince., korkuyla 'bu ne böyleeee' diyerek çıt diye
bir çığlık attıktan sonra., tam ortasındançatlayıvermiş…
Oysa alt tarafı birkaç kadeh şarap…
. ,
Aldırma sen.,
kapalı pencereler dışında ıslık çalan ., soğuk ve ıslak rüzgarlar mevsiminin .,
akrep kuyruğuna tünemiş yelkovan kuşuyla., üstümüze gelmekte olduğuna
aldırma sen ...
.,
bir nefes veriyorum., gökyüzüm çektiğim ahh' ların dumanıyla doluyor




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...