Kollarımızı göğsümüzde kavuşturduk., izliyoruz… O şimdi yoğun bir hazırlık içinde.. Acısıyla-tatlısıyla getirdiği ne varsa hepsini zaman defterinin içindeki satırlar arasına yerleştirip sırtındaki çuvalın içine koyacak ve gelişinin aksi yönünde çekip gidecek… Biz onu., getirdiklerinin sevinci-götürdüklerinin acısı ve hüznüyle hatırlayacağız…
Ve işte çuvalını sırtına aldı., arkasına bile bakmadan., dış kapının eşiğine adımını attı., saat-saat uzaklaşıp., gitmeye başladı…
Gitsin …
. . ,
O gözden kaybolduğu anda da bahçedeki çam ağacının arkasından bir bebek çıkacak… Emekleyerek ve sevinç çığlıkları atarak yüreğinde taşıdığı ve üstünde yeni yıla dair en güzel dileklerin yazılı olduğu ışıltılı süslerle dolu minik sepeti getirip penceremizin önüne bırakacak…
Ve aynı anda ülkedeki ve dünyadaki bütün pencerelerin pervazına., kapıların eşiğine…
kağıttan kayıkların., üstüne göz izi düşmemiş sırılsıklam mektuplarıyla hüzün dolu adımlardayım., asla denize kavuşamayacak su boylarında...
. . ,
bak işte.,
sırılsıklam hasretimle dolu bir mektup daha yazıyorum sana şimdi
sanki zili çalmışım da kapıyı gülerek sen açmışsın her zamanki gibi
oku bak... 'merhaba canımın içi'
/kalemin dili tutulur., yürekteki rüzgar gülleri dönmeye başlayınca/
.
---şair ne yazabilir bu durumda ., havadan/sudan başka…
“duman sarmış şu karşı dağın başını” diye başlasa bir şiire
Birden kendi çocukluğuma dönüyor, çocuksu rüyalar oluyorum
kovboylar dökülüyor mesela, yıkılmış sinemaların perdelerinden
ben rengarenk çiçekler ekiyorum, boş kovanları toplayıp yerden...
ama içimde apaçiler ölüyor, duman olup tüterken barış çubukları
sebebi kim., yoksa ben miyim.,bilmiyorum…
hiç görmediğim anamın kapanıp dizlerine,
HAYAL DENİZİNİN DALGALARI. . .
- geceyi beraber izleyelim., bakalım neler olacak...
. . .
(merhaba demek için sana., ayağa kalkıyorum...)
haydi., yönü rüzgara karşı güvertede., geçip otur karşıma
tadı iyot rüzgarlar gibi dol içime., denizden esip gelmişsin...
HAYDİ ÇOCUKLAR İLERİ ! . . .
.
Yarınların aydınlığı., dünlerden çok daha yakın olmasına rağmen
önüne karanlık perdeler çekilerek en uzak dağların ardına saklanmak isteniyor…
İşte o uzak dağları aşarak aydınlığı yakalamak için de karanlık basmadan bugünden başlayarak soluk soluğa koşmak gerekiyor...
Durup dinlenmeden., asla yorulmadan...
. . . ,
Sonra karışacağız rengini tanımadığımız kalabalıklar arasına
belki yağmur yağacak ya da başka bulutlardan ıslanacağız
öncesini bilmediğimiz hangi öykünün sonu işimize geliyorsa
diğerlerinin hiç açmadan kapağını sadece onu okuyacağız…
Yetmez., hepimiz aynı dinden., aynı dilden., aynı renkteniz demek...
Yetmez …
Vurulmuş bir güvercinden yere düşmüş bir tek tüy bile görsek .,
Dünyanın bütün dilleri ve yüreklerinde
HEPİMİZ GÜVERCİNİZ
Diyebilmek gerek . . .
MEMLEKET SEVDASI
-bu sevdayla bu ülkede., bir türküdür yaşamak-
.
/denizlerden çıkıp kırlara doğru yokuşlarda., sırılsıklam koşuyoruz…
deli sevdalar yaşadığımız bu ülkede her şafak vakti..., işte öyle/
belki Karadeniz’in dalgalarıdır fırtınanın kürekleri., bilmiyoruz
HACIBEKİR'in AKİDE ŞEKERLERİ
.
Dükkanın bulvar cephesindeki geniş camı, güzel ve sıcak havalarda kaldırılır ve iki ucundan tavana tutturulurdu... Böylece mermer tezgah üstüne sıralanmış, içinde buz tanecikleri yüzen musluklu limon, vişne, turunç ve ayran sürahilerinden, metal bir çanak içine yerleştirilip üstüne bastırıldığında içinden fışkıran sıcak su ile yıkanan bardaklara doldurulan meşrubatların, dükkana girilmeden dışarıda ayaküstü içilmesi sağlanmış olurdu...Tezgahtar bardakları doldururken ya da yıkanmış olanları alıp sıralarken ıslanan mermeri omzundaki havlu ile sıkça kurular ve havluyu gene ve biraz da özensizce omzuna atardı.
Ya dükkanın içi…
Ya o yüksek vitrin tezgahları...
İlkokul çağındaki çocukların erişemeyeceği kadar yüksek vitrin tezgahları...




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...