/Sayısız damladan oluşan yağmur orduları., gök gürleten şimşek bombaları eşliğinde.,
"Yeryüzünü Kuraklaştırma Cuntası" nın yoğun sömürü ve soluk aldırmaz baskı rejimi altında su kaynakları yok edilerek inlemeye bırakılan topraklarını kurtarmak için (nihayet) karşı saldırıya geçti…/
. . ,
Kulakları güzel haberlere hasret kaynaklardan aldığımız bu bilgiyle., şimdi bir cümlede açıklamaya çalıştığımız karşı saldırı olayının değerlendirmesi ve olası sonuçları için., kapımızın önünde sıraya giren kadrolu-kadrosuz uzmanların görüşlerine pas vermiyoruz ve stüdyomuzun konforlu sıcaklığında şekersiz kahvemizin kokusunu içimize çekip., tadını damağımızda şaklatarak demlenmesini beklerken ve yağmur altında sıksanız suyu çıkacak muhabirimiz., yanında duran ve onunla eşit ıslaklık seviyesindeki sevimli bacaksıza mikrofonu uzatarak sorusunu sormak için boğazındaki gıcığı temizlemeye tam da bir yutkunmalık mesafe kalmışken…,
sırılsıklam çocuk., muhabirimizin elindeki mikrofonu kaparak., henüz ergenliğe dönmemiş sesiyle gürül-gürül haykırıyor…
--- Dedem söylemişti., SONUNDA BİZ KAZANACAĞIZ …!
“bir soğuk yel eser”., yıkılır bütün duvarlar.,
kırılır yürekte başak dalları…
. ,
yasak olan sen değilsin., seni sevmek ve seninle sevişmek de değil
bir sabah rüzgarı olup sere-serpe esmek., açık denizlerden saçlarına
Bazen bırakırsın elindeki kitabı bir kenara
Birden çoktan unuttuğun sigaranın tadından bir nefes çekmek ister canın., en derinden
Ve içindeki balıkla birlikte bir dikişte dibinde bulmak., rakı şişesine bıraktığın emaneti…
Sonra geçirip sırtına en kavgalık giysilerini., dağıtmak için mahalleyi tam orta yerinden
Birikmiş öfkenle parçalayıp dünyanın dikenli tellerini., fırlayıp çıkmak kapının eşiğinden…
Bugün bir çocuk bahçesinin önünden geçti yolum…
Çocukluğumuzun zincirleri paslı., tahtaları boyasız salıncaklarının., tahterevallilerinin yerini rengarenk boyalı benzeri oyun araçları almış ama hepsi bomboş…
Ve o şen seslerin yerinde de alabildiğine suskunluk…
Oysa içeride kızlı-erkekli onlarca çocuk var…
Bazıları banklara oturmuş., bazıları da yemyeşil çimenlere uzanmış…
Bugün bir çocuk bahçesinin önünden geçti yolum…
Çocukluğumuzun zincirleri paslı., tahtaları boyasız salıncaklarının., tahterevallilerinin yerini rengarenk boyalı benzeri oyun araçları almış ama hepsi bomboş…
Ve o şen seslerin yerinde de alabildiğine suskunluk…
Oysa içeride kızlı-erkekli onlarca çocuk var…
Bazıları banklara oturmuş., bazıları da yemyeşil çimenlere uzanmış…
Ama hepsi birbirinden habersiz., hepsi sessiz...
Kollarımızı göğsümüzde kavuşturduk., izliyoruz… O şimdi yoğun bir hazırlık içinde.. Acısıyla-tatlısıyla getirdiği ne varsa hepsini zaman defterinin içindeki satırlar arasına yerleştirip sırtındaki çuvalın içine koyacak ve gelişinin aksi yönünde çekip gidecek… Biz onu., getirdiklerinin sevinci-götürdüklerinin acısı ve hüznüyle hatırlayacağız…
Ve işte çuvalını sırtına aldı., arkasına bile bakmadan., dış kapının eşiğine adımını attı., saat-saat uzaklaşıp., gitmeye başladı…
Gitsin …
. . ,
O gözden kaybolduğu anda da bahçedeki çam ağacının arkasından bir bebek çıkacak… Emekleyerek ve sevinç çığlıkları atarak yüreğinde taşıdığı ve üstünde yeni yıla dair en güzel dileklerin yazılı olduğu ışıltılı süslerle dolu minik sepeti getirip penceremizin önüne bırakacak…
Ve aynı anda ülkedeki ve dünyadaki bütün pencerelerin pervazına., kapıların eşiğine…
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
Böylece alnına ya da yakasına hangi sıfat yapıştırılmış olursa olsun, devletin tepesinde oturanlardan tutun da ağzı laf yapan herhangi birisinin söylediği her iki sözden birinin neden “yanlış anlaşılmış” ya da “hiç anlaşılamamış” olduğu çok daha iyi ortaya çıkıyor. Bizler, beynimizi bir işlem yapması için iteleye-kakalaya zorla devreye sokarken ekstradan yapılacak ikinci işlem de haliyle bizim (dediğim dedik-inadım inat-öttürdüğüm düdükçü) naturamıza pek uygun düşmüyor.
İKİ PARLAK YILDIZ- Kasım için...
.,
Ne çok olmuş siz öleli/halâ hiç ölmemişsiniz gibi…
* * *
Kasım, takvimlerin kapısını 'ben geldim' diye tıklattığı zaman, benim de pencereme gizliden bir tül perde çekilir. Bu perdenin rengi pus, desenleri bulutların ardında saklayamadığı iki parlak yıldız gibidir...
Gün batımlarında yeni doğan bir güneş gibi çıkıversen karşıma
yani şiddeti ölçülmez rüzgar misali., karışsan ağır nikotin karanlığıma…
Zaman kavramının en hassas yerine yıldırım gibi düşerek.,
kapımı dışardan çalıp da içerden açan yalnız sen olsan
ve göz-göze bakışlarım., sımsıkı sarılmalarım..,
hiç ayrılmadan kavuşmalarım olsan…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...