“bir soğuk yel eser”., yıkılır bütün duvarlar.,
kırılır yürekte başak dalları…
. ,
yasak olan sen değilsin., seni sevmek ve seninle sevişmek de değil
bir sabah rüzgarı olup sere-serpe esmek., açık denizlerden saçlarına
Bazen bırakırsın elindeki kitabı bir kenara
Birden çoktan unuttuğun sigaranın tadından bir nefes çekmek ister canın., en derinden
Ve içindeki balıkla birlikte bir dikişte dibinde bulmak., rakı şişesine bıraktığın emaneti…
Sonra geçirip sırtına en kavgalık giysilerini., dağıtmak için mahalleyi tam orta yerinden
Birikmiş öfkenle parçalayıp dünyanın dikenli tellerini., fırlayıp çıkmak kapının eşiğinden…
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
Böylece alnına ya da yakasına hangi sıfat yapıştırılmış olursa olsun, devletin tepesinde oturanlardan tutun da ağzı laf yapan herhangi birisinin söylediği her iki sözden birinin neden “yanlış anlaşılmış” ya da “hiç anlaşılamamış” olduğu çok daha iyi ortaya çıkıyor. Bizler, beynimizi bir işlem yapması için iteleye-kakalaya zorla devreye sokarken ekstradan yapılacak ikinci işlem de haliyle bizim (dediğim dedik-inadım inat-öttürdüğüm düdükçü) naturamıza pek uygun düşmüyor.
İKİ PARLAK YILDIZ- Kasım için...
.,
Ne çok olmuş siz öleli/halâ hiç ölmemişsiniz gibi…
* * *
Kasım, takvimlerin kapısını 'ben geldim' diye tıklattığı zaman, benim de pencereme gizliden bir tül perde çekilir. Bu perdenin rengi pus, desenleri bulutların ardında saklayamadığı iki parlak yıldız gibidir...
Yağan yağmur sevgilinin saçlarını değil.,
yüreğini ıslatıyorsa eğer.., o şehir İstanbul'dur…
. . ,
/ne vapurlar geçerdi gözlerimizin önünden
ilki senin olsun., arkadan gelen benim dediğimiz …
sonra vazgeçip., bir sandalda beraber kürek çektiğimiz...
Çocuk evden dışarı çıktı., birkaç adım yürüdü., sonra durdu...
Ellerini arkasında kavuşturdu...
Gözlerinin önünde serili olağanüstü güzellikteki manzarayı keyifle ve neredeyse gözlerini bile hiç kırpmadan seyretmeye başladı…
.,
Çok uzaklarda mor boyalı uysal bir siluet halinde dururken yaklaştıkça parlak ve sanki ıslaklığın parlattığı renkleriyle amansız bir yalçınlığa bürünen yüksek ve heybetli dağlar...
Bu dağların doruklarına erişemediğinden., ton hazinelerindeki bütün yeşilleri., dağın yamaçlara örtü gibi seren ormanlar...
-ben senin yağmurlarında ıslanarak büyüdüm-
/denizlerden dağlara çıkalım sırılsıklam., tut elimden sevdiğim
hani beraber doğmuştuk ya bir şafak vaktinde..., işte öyle/
.,
Sizlere bu sabah çok eskilerden.....mesela;
Pierre Loti 'nin servi ağaçları en çok Haliç kokan Eyüp sırtlarındaki bir tahta masaya yaslanmış, yaşlı sandalyenin yaşama tutunur gibi yerinden sökülmemeye çalışan çivisinden....ya da
Claude Farrére' in arnavut kaldırımlı dar Çemberlitaş caddesine, yeni döşenen elektrikli tramvay raylarına uzaktan bakarak hüzünle kişneyen bir atlı tramvay atının yelesinden....ya da
Diyelim ki bu kez yolunu şaşıran bir martı., kar-kış mevsiminde kaybolduğu ıssız dağ doruklarında kağıttan küçük bir kayık yaptı... Ve bıraktı bembeyaz kar örtüsünün üstüne...
. ,
Diyelim ki bahar geldi ve yükseklerdeki bütün karlar gibi martının kağıttan kayığını üstüne bıraktığı karlar da eridi ve suları., sularına karışarak akmaya başladı en yakın derenin içinde... Ve tabi kağıttan kayığı da alarak yanlarına...
. ,
Diyelim ki üstündeki kağıttan kayıkla beraber akan dere., bir yolunu bulup denize kavuştu,, kocaman deniz oldu...Tabi üstündeki kağıttan kayık da dere denize kavuştuğu an büyüdü ve kocaman bir vapur oldu...
. ,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...