Yaşam., giderek genişliği daralan., yüksekliği artan ve kaç tane olduğu önceden bilinmeyen farklı malzeme ve kalitede yapılmış basamaklardan oluşan bir merdiven …
Öyle ki Ahmet Haşim’in dediği gibi ağır-ağır değil., farkında bile olunmadan soluk soluğa çıkılan bir merdiven…
Yaşam., sonuçta herkesin aynı yere ulaştığı., kimi için çok az., kimi için pek çok basamaktan oluşan ama her kullanıcı için özel imalat bir merdiven…
. ,
Size bu satırları., özel merdivenimin ilk basamağına ilk adımı attığım günün yıldönümünde yazıyorum…
Şimdi o merdivenin., pek çoğunu çıktığım ve önümde daha çıkılacak kaç tane kaldığını (veya kalmadığını) bilmediğim bir basamağının üstündeyim…
ÖZETLE...
.,
Sokak lambasının ışığı altına iki gölge geldi…
Önce sarılıp-öpüştüler…
Sonra ne olduysa itişip-kakışmaya başladılar…
ÖZLEMİN DAYANILMAZ TADI
Galata-Ticaret han günlerine …
.
Dar han kapısının iki yanına sıralanmış hırdavat malzemelerinin arasından geçip geniş avluya inen merdivenlerin başında durdum… Uzun yıllar öncesinin mesai bitiminde gecenin karanlığı başlarken bakımsız., asırlık tuğla örülü duvarlara sinmiş kızarmış balık ve anason kokusunu içime çektim… Ve giderek sarhoşlaşan keyifli muhabbetlerin kulak ve yürek dolgunluğu ile dizlerimin üstüne çöker gibi oldum…
. ,
Ve saatler sonra doğruldum …
Var oluşun farkına varılmadan rüzgâr gibi geçer o saltanat yılları…
. ,
Korkunun yalnızca ismi varken., cisminin kol gezmediği o havalarda
önce çocuk olduk., düş saraylarının sınır tanımaz eğlence parklarında…
Süt kokan nefeslerin rüzgarları., dans eder gibi sallardı boş salıncakları
o bahar yıllarında kilit tutmuyordu., düş saraylarının bahçe kapıları…
Saymak aklıma bile gelmedi ki kaç kişi olduklarını ama biliyorum sayılamayacak kadar çoktular… Kimliklerinde ne yazıyordu., bakmadım ama hepsi kadın., hepsi erkek., çocuk., genç ve yaşlıydılar…
Her biri aynı yöne bakarak., mesela bir taş atsa oturduğu yerden denize diye düşününce.,
dalga-dalga aynı sonsuza ulaşırdı suda halkalar… Matematik bir yana., sonuç kelebek kanadı gibi doğal bir simetri… Çünkü hepsi aynı denizin kıyısında ve aynı güneşin altındaydılar…
Ve hepsi kadın., hepsi erkek., çocuk., genç ve yaşlıydılar ve gün geldi birdenbire ve beraberce oturdukları koltuklardan ayağa kalktılar… Yürüyüp geçtiler önlerine çekilmiş siyah perdenin arkasına… Önce müthiş bir aydınlık gözlerini aldı ama kırpmadılar… Ve sonra denizin ilk dalgası ayaklarını ıslattı., şaşırmadılar…
Hikayeleri aydınlıklardan saklanan kavgalar., gün karanlığa döndükten sonra
bir kuşkonmaz dalı üstüne konmuş gibi sallanarak yaşanmaya başlar…
Gözlerden uzak., orman içi bir kulübede gibi…
. . .
Bazen en alt perdeden bir ağır yel eser., dalgalandırır sakin denizleri
Uyanır içindeki cevapsız soruların., uyku tutmaz hesap verme sesleri…
.Yedi-sekiz yaşlarımın orta dalgadan yayın yapan “Türkiye Postaları-Ankara radyosu” saat gece yarısını buldum dediği an yayınını sonlandırır, istiklal marşını dinletir ve “hadi bakalım herkes yatağa” komutunu verirdi. Bu komutla beraber sokağımızın karşı sırasındaki apartmanların ışıkları teker teker söner, manzaramız dahilindeki Ankara çanağı da, dibi is tutmuş tencere gibi kararırdı...
Bu manzara, (çok sonraları bir şiirime giriş dizeleri olacak olan) sadece kuru ekmekle beslenen ve ismi muhtemelen düldül olan çelimsiz ve yaşlı bir atın çektiği arkasında sac kaplı bir kasa olan ekmek arabasının ve A.O.Ç marka süt şişeleri ile dolu eski kamyonetin sabah ezanından hemen sonra servise çıkıp, mahalle bakkalının önünde durduğu saatlere kadar hicri takvimin on bir ayı boyunca hiç değişmezdi...
.
Ama on ikinci ay gelince…
Ne bileyim işte, birden bire her şey çok farklı olur, renklenirdi...
Fuayedeki ayaklı küllüğün içinde dumanı tütmekte olan filtresiz Yeni Harman sigarası., aynı küllüğün ayağı dibinde dumanı tütmekte olan Birinci sigarasına yandan ve alaycı gözle tepeden bakarak seslendi..:
---Hadi gene iyisin.,seninki bu sefer ezmedi ayakları altında seni...
Birinci., Yeni Harmana yanıt vermedi... Dumanını daha da tüttürecek şekilde derin bir iç çekti... Gözünün önüne., sahibinin gömlek cebindeki paketlenmiş haliyle, komşu mahalleyle yapılan delikanlı bir kavganın sustalılı-muştalı kavga sahnesi geldi... Mevzu bir kız meselesiydi galiba... Ne gündü be…
Eskiden sinema fuayelerinde ., üstünde “PEK YAKINDA” yazan bir pano içinde bir film afişi asılı dururdu... Ama bazen o panodaki afiş asla oradan alınıp ., üstünde “BUGÜNKÜ PROGRAM ” yazan ön vitrin panosunda kendine yer bulamaz ve ”acaba ne zaman” diyerek beklenir dururdu...
. . .
Yasaların bir işe yaramayıp uygulanmadığı., cezaların caydırıcı olmaktan çok., tatmin edilmemiş aç duygular için adeta teşvik primi olduğu günümüzde., asırlardır kırılamamış zincirlerin nasıl kırılacağı., şiddetin nasıl önleneceği hala bir bilinmezken ...,
.,
El-etek öpülesi olarak sadece başkanları., padişahları., haşmetlileri ve protokol piyonlarını görme alışkanlığını sözde kültürel bir değer olarak bilen ve sırf bu nedenle de ümmet görüntüsünden kurtulamayıp bir türlü millet olamayan bir toplumun fertleri olarak kutluyoruz (!)
İSTİSNASIZ HEPSİ BİRER EMEKÇİ VE DOĞASI GEREĞİ HEPSİ BİRER ANNE OLAN KADINLARIMIZIN VE DÜNYA KADINLARININ GÜNÜNÜ ... …
Yarın bütün mahalle toplanıp pikniğe gideceğiz…
Gece penceremi açık bıraktım… Yarın için komşu evlerde hazırlanan bütün yemeklerin kokusu penceremden içeri doluyor…. Buna buz gibi anason kokusu da dahil… Heyecanım., yüreğimin etrafında şenlik halkası… Yarın bütün mahalle toplanıp pikniğe gideceğiz…
Gözüme uyku girmiyor…
. ,
Sabah oluyor…
Kapımızın önünde duran kamyonetin kasası kadınlı-erkekli-çoluk-çocuk piknik yolcuları ile tıka-basa… Herkesin elinde akşamdan hazırlanmış yemeklerle dolu tencereler., içi çatal-kaşık-bardakların olduğu kaplar var… İçki şişeleri de kırılmasın diye güvenli bir yerde... Ekmeği yoldaki fırından alacağımız söyleniyor… Kimin aklına gelmişse bir de ayaklı fotoğraf makinesi önceden getirilip korunmaya alınmış., dimdik duruyor kasanın bir köşesinde…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...