hepimiz aynı mahallenin çocuklarıydık...
sokaklarımızı tutan köşe başlarında., yürekli delikanlılardık...
beraber çektikçe yumruk içlerinde ne kadar kısa çöp varsa
gölgelerimiz el-ele uzardı., gece boylarının ıssız karanlığında...
aynı mahallenin dalga yeleli., şaha kalkmış deli taylarıydık
zor saatlerin nöbet yalnızı., sınır taşlarıydık...
Gün batımlarında yeni doğan bir güneş gibi çıkıversen karşıma
yani şiddeti ölçülmez rüzgar misali., karışsan ağır nikotin karanlığıma…
Zaman kavramının en hassas yerine yıldırım gibi düşerek.,
kapımı dışardan çalıp da içerden açan yalnız sen olsan
ve göz-göze bakışlarım., sımsıkı sarılmalarım..,
hiç ayrılmadan kavuşmalarım olsan…
O her zaman geçtiğiniz sokaktan yürüyün....
Ama saat çok erken olsun., mesela daha güneş bile doğmadan...
Açılmamış bakkal, manav, kasap kepenklerine, bağlandığı ipleri henüz çözülmemiş gazete kümelerine bakın....Başınızı hafifçe öne eğerek selam verin ve yürüyün...
gözleri açılmamış sabahlara., ilk ışıkları düşmeden günün.,
hiç kimseye ait olmayan her yerine., el koyuyorduk yeryüzünün...
başıboş mevsimlerde açan., çıban ağaçlarını kökünden budayarak
yerlerine bol güneşli çiçekler ekiyorduk., her birini her yapraktan
türkü söyler gibi öpüp-koklayarak…
. ,
Bir evde bir doğum olmuşsa eğer, o evde doğum anında duyulan coşku ertesi gün ve ertesi günlerde daha da artarak devam eder.
Oysa bir evde ya da ortamda bir doğum günü kutlanıyorsa eğer kutlamanın yapıldığı gün yaşanılan coşku, ertesi günü bile beklemeden kutlamanın son saatlerinden başlayarak yerini adı bilinen ama söylenemeyen bir hüzne terk eder. Yani doğum günü ertesi ile, doğum günü kutlamanın ertesi gününde mutlak bir renk farkı vardır.
Bu hüzün, kutlama pastasında söndürülen mum sayısı ile birinci dereceden ilintili değildir. Daha çok geride kalanlara, yaşananlara 'keşke' bindirmeleri, ileride duran ve yaşanacak olanlara ise 'acaba' giydirmeleridir bu hüznün nedeni..
/köprüye ilk adımdan sonra...
böyle nereye gittiğimi bilemiyorum., iki kolumda iki okkalı melek
birisi cennetin en seçme hurisi., diğeri cehennem kapısında bekçi
patlatmışım içimdeki mühimmat deposunu., mühim değil diyerek
ama öyle mühimmiş ki., seni yaşamanın tadına varamadan ölmek...
. . .
Bir Tarlabaşı sokağı şenliğindeydi çocukluk ülkesinde bayramlar
Şimdi havada ağır bir toz duman kokusu., hayallerde enkaz var...
. ,
Yeryüzü ., doğu yakasından başlayarak kızıl bir aydınlığa sarılıyor ...
. ,
Gözlerimi kapatıp ., boydan boya seninle kapladığım boş duvara sırtımı dayıyorum...
Ellerin sırtımı okşuyor...
. ,
Gözlerinin rengini düşünüyorum ..,
oyunun başında . . . ,
bütün camlar açılır birden., kuş kanadı bir yel dolar içeri
yakar senaryo mum ışığını., bir heyecan açar perdeyi...
ve başlar oyunun aydınlık seansı., iki kişilik sahnede
replikler aynı sesten çıkar ve sahnedekiler duyar sadece...
. ,
. . , firar.,
ay batınca gece ansızın., bıçağın silip pasını çıkması gibidir kınından
sevgiliye atılan imzadır., bir damla ağır ter olup ergenlik yollarından
. . , firar.,
şiirin yazılmamış son dizesinin kaçtığı., şairin hücredeki sır kapısıdır…
yürek duvarlarına atılmış her çentikte., kayıtlı bir damla gözyaşıdır…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...