Uzmanlara göre küresel ısınmanın en belirgin meteorolojik yansıması., yazların daha uzun ve kurak-kışların daha uzun ve soğuk geçecek olmasıymış…
Yani küresel ısınma nedeniyle yazlar-kışlar birbirlerine uzamaya devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda;
Yarısının yaz-yarısının kış olacağı sonbahar ile yarısının kış-yarısının yaz olacağı ilkbahar giderek ortadan kalkacak…
Peki yaz ve kış arasındaki bu daha da uzama inatlaşması yani küresel ısınma devam ederse daha sonra ne olacak?
İskeleden kalkan son vapurun gidişiydim
bir sonbahar akşamıydım...
kendi bulutlarımla yüreğimin karardığı
yağmur sancısının gözyaşlarıydım...
,
Sebze-meyve sandıklarından birkaç tanesini yan yana ekleyerek duvarımın bir köşesine monte ettiğim bozkır köyü ıssızlığındaki ilk kütüphanemden.., şimdi karşısında oturup, ayaklarımı uzatarak gözlerimi duvar boyu.., kat-kat raflarında gezdirmekle dinlendiğim günümün kütüphanesine..
.,
Kimi zaman yazar ya da yayınevlerine., kimi zaman konularına ya da enlerine-boylarına göre düzene sokmaya., sıraya koymaya çalıştığım ama her seferinde daha çok dağıttığım., benim dünyamın en aydınlık., en zengin ve en renkli şehri görüntüsündeki kütüphaneme...
.,
Başındaki kasketi çıkarmadan bu şehre göç etmiş ve fötr şapkalı., takım elbiseli., döpiyesli kalabalığın arasında kaybolmuş olan ilk kitabım acaba hangisiydi...
Hala duruyor muydu?
KUŞLAR VE GÜNEŞ...
.,
Neden Ağustos güneşi yakıp-kavururken Aralık güneşinde içimiz titrer...?
Oysa güneş aynı güneş değil mi... Sadece mesela Aralık güneşi birkaç derece yan gözle bakarak gönderir ışıklarını bulunduğumuz coğrafyaya.., o kadar...
Belki bizler de aynı gözle bakmıyoruz güneşe her zaman...
Daima aynı sıcaklığı hissetmiyor olmamızın sebebi bu olamaz mı?
‘elinin elime değmeyeceği, dalgaları mayın tarlası bir denizin kıyısındayım’
Yeni şiire işte bu dizelerle başlayacağım diye söz vermiştim sana…
Hani sen şarap içecektin ben de rakı ve araya karışık şiir salatası
kalemleri suyuna banıp, sırayla bakacaktık salatanın tadına…
İşte böyle başlayacaktım şiiri yazmaya…
--gün ortasının ıssız sahilinde., korkulu bir rüya seansındayız--
. ,
bugün hiç açık vermese de., kapıların pas tutmaya zorlanan kilitleri
tarihin tanıdığı hecelerle dönüyor., derin mahzenlerdeki baskı makineleri...
. ,
yani içimde hala bir umut topu., dolu dizgin yol alırken beynime
Hayal ve korku taşarken büyümüş de küçülmemiş bir çocuğun rüyalarından / hala umut toplayan şiirler ışık saçar., sevda tarlalarından…
. . .
kavaklar..., söğütler....
bir sıra kavak olup dizilsem., sevdiğim karşı kıyının salkım söğütleri
elbet bir gün kavuşacağız demiştim., onun için suya inmiş etekleri
düğün kıyafetiyle karşılayıcı göndersem., başımda esen deli yelleri
Firavun., yapımı bitmek üzere olan ve tarihin kendisi için hazırlamış olduğu piramidin giriş kapısı önünde durur… Piramidin derinlerinden gelip içine dolan o boğucu havayı soluyarak., iç sıkıntısı ile beklerken birden akıl hocalarından biri tarafından aklına ‘karşı piramidin mevtası’ sokulur…
Firavunun feri kaçmakta olan gözlerinde birden sanki bir havai fişek gösterisi başlar…
Öyle ya., yalnız kendisi için bile olsa “ölünceye kadar ölümsüzlük” sayılabilecek çözüm belki ‘karşı piramidin mevtasında’ saklıdır… Neden olmasın…
Firavun., dışarıya karşı içine sevinçten horon oynatan bütün heyecanını saklayarak en umursamaz tavrıyla el altı ulaklarıyla karşı piramidin mevtasının kulağına kar suyunu kaçırır …
. ,
Kulağına kar suyu kaçırılan karşı piramidin mevtası birden üzerindeki geçmişine dair kendisine sunulan çiçek desenli minnet sargılarından bir çırpınışta kurtulur ve ışıldayan gözlerle yerinden doğrulmaya çalışır…
diyelim ki..,
yazılmamış öykülerin birinden., bir davet aldık ikimiz birden
aşk rengi mürekkep dolu hokkayı., yudumlayan bir kalemden
mesela..,
gece ve gündüzü olmayan., birer deniz kuşu olduk ikimizde
ve karşılaştık., kanatlarımızın altındaki hokka gibi bir denizde
Havada, tüylerini güne kaptıran hırçın gece kuşlarının son kanat sesleri,
gecede, uzak denizlerin ıssızlığından kaçıp sahipsiz dalgalara düşen ışıklar…
Karaya vurmuş sahillerin deniz görmemiş yavan ekmek arası çocuklarını,
aysız ve karanlık gecelerde yakamoz toplamaya gönderir ışık karartıcılar…
Ki o çocuklar artık, kuramadıkları hayaller ve göremedikleri düşler içinde,
gökyüzü atlasında kendine yer bulamamış bir garip yıldız kümesi…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...