Batmadan dalgalara direnebildiği ölçüde büyüyüp bir gemi ve hatta kocaman transatlantik olabilen ama öncesinde burnunda bir şişe şampanya patlatılarak fırtınalı denizlere indirilip bırakılan küçük birer sandal gibiyiz hepimiz…
Hangi denizde batacağız., hangi sahilde karaya oturacağız., hangi limanda yolcu alıp-yolcu indireceğiz., hangi denizde., hangi gemi ile ya da dümenimiz kilitlenip bir buzdağı ile çarpışacağız…Ve belki de en güvenli limanı bulup., en sağlam iskeleye yanaşarak babalara palamarlarımızı bağlayacağız…
Bütün bunları bilemeden., açık denizlerde başıboş bir serseri gibi dolaşarak kızağa çekilip., söküleceğimiz günü bekleriz…
.
bakkala telefon edip., akşam nevalemin siparişini veriyorum...
sesimden anlıyor çatı katındaki yalnızlık olduğumu...
'tamam diyor., çırak gelsin hemen gönderiyorum'
* * *
-duvarda çiçek desenli, buselik iki aplik-
ışıkları düşünce yandıkları zaman., ortalarındaki kır çiçeklerine
--- bak işte martılar ., akşamın örtüsünü çekiyorlar günün üstüne…
suskun ve birer mavi hasret gibi bakarken birbirine gözlerimiz
yağmur başlıyor ., şiir-şiir damlalarla doluyor boş kadehlerimiz…
/işte., öksüz çığlıklarla iyot kokulu kanatlarını topladı bile martılar/
. . ,
--- ve az sonra başlar ay ışığında yıldızlarla yakamozların sevişmesi…
.
her 'keşke' yaşamlarımızı açık denizlere kavuşturacak coşkun nehirlerin., değiştirilmiş yataklarının ortak adı ve her 'keşke' yaşanan bir pişmanlığın temel harcıdır...
. . .
/mesela boyalı kalemlerle ismini gövdesine yazdığım ağaçlar.,
çıkıp bir araya gelse resim kağıtlarından., sonsuz bir orman olur…/
(ya sen bu şiirde bir şehir ol bana...
tramvayı., vapurları istemem., köprü ve kuleleri de.,
sadece sen ol içinde...)
sen bu şiirde., bir şehir ol bana
ister dağ doruklarında-düzler ortasında., ister denizlerin kıyısında
bir patika gibi önce uzakları., sonra dağları aşıp düze ulaşacaksın.,
havada bahar kokusu olacak...
sen bu oyunda., kavuşmalar olacaksın...
. ,
gece bir tül gibi örtecek üstünü., düş içinde çırılçıplak kalacaksın.,
teninde yangın çiçekleri açacak...
son sabahtan çok sonra bir sabah…
.
Fırtınayla henüz tanışmamış bir deniz olsun bu sabah., dalgasız ve
kayıksız... Hani., çocukluğumuzun zenginliğinde mavi-mavi kağıtları
ütüleyip., gökyüzü ve deniz yapardık ya işte öyle bir deniz…
Kıyısında bir kulübe., olabildiğince sessiz., kimsesiz,, içinde biz…
BİR ‘SANİYE KUŞU’ ÖYKÜSÜ
Günlerden Pazar...
Hava ne kadar sancı varsa sanki hepsini birden çekiyormuş havasında...
Öyle sıkıntılı.., öyle boğucu.., öyle ıslak...
yani son haberler, İstanbul'u sel götürdüğünü mü söylüyordu
her sokağına sinmiş ter kokusuyla sırılsıklam olduğunu mu?.
şimdiye kadar duyulmamış öyle şiddetli bir lodos esmiş ki
vapursuzluk hasretinden çıldırmış bütün Boğaziçi iskeleleri...
ve ayılamadan yıkılmış Galata kulesi, o gösterişli saltanattan
kayıp eşya deposuna yolculuk
.
sessizlik...
işlemeyi unutmuş gibidir saat., asılıp kaldığı duvarda




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...