Ne Paris, ne Roma, ne diğerleri...
İddia ediyorum … İstanbul., kendine şiir yazan tek şehirdir…
Çünkü bu şehrin her köşesi ‘ben şiirim’ diye bir martı gibi çığlık atar…
Attığı her çığlık içinden onlarca şiir çıkar…
O şiirleri şairler toplar…
Ve altına kendi imzalarını atıp İstanbul’a geri yollar…
Cebimdeki son parayla ne yapacağımı düşünürken birden uyku bastırdı... Ama ne uyku, öyle-böyle değil...Biliyordum ki bu serin ve yağmuru bekleyen İstanbul gecesinde 'şimdi burada üç-beş dakika kestirirsem kendime gelirim' düşüncesi bile son parayla ne yapacağımı düşünürken aynı zamanda acaba son uykumda hangi rüyayı göreceğim düşüncesine kapıyı açmak demek olurdu ..
,
Bir köşeye sıkışmış bu kenar mahalle parkının karpuzu kırık aydınlatma direklerinin ampulsüz başlıkları., tehlikeli ve sonu pek iyi bitmeyen film çekmeye görevli otomatiğe ayarlanmış kameramansız kameralar gibiydi ... Ve bu pek sevimli olmayan görüntüleri ile bakışlarını değişik açılardan bana çevirmişler öylece bekliyorlar gibiydi....
,
Oturduğum beton park sırasından ayağa kalktım... Ellerimi cebime sokup, başımı hafifçe arkaya atarak önce derin bir soluk alıp birkaç saniye öylece durdum ve sonra sanki içtiğim sigaranın dumanını ciğerime yapıştırmadan dışarı veriyormuş gibi büzüştürdüğüm dudaklarımın arasından dışarı üfledim...
,
Cebimdeki son parayla ne yapacağımı düşünürken birden uyku bastırdı... Ama ne uyku, öyle-böyle değil...Biliyordum ki bu serin ve yağmuru bekleyen İstanbul gecesinde 'şimdi burada üç-beş dakika kestirirsem kendime gelirim' düşüncesi bile son parayla ne yapacağımı düşünürken aynı zamanda acaba son uykumda hangi rüyayı göreceğim düşüncesine kapıyı açmak demek olurdu ..
Bir köşeye sıkışmış bu kenar mahalle parkının karpuzu kırık aydınlatma direklerinin ampulsüz başlıkları., tehlikeli ve sonu pek iyi bitmeyen film çekmeye görevli otomatiğe ayarlanmış kameramansız kameralar gibiydi ... Ve bu pek sevimli olmayan görüntüleri ile bakışlarını değişik açılardan bana çevirmişler öylece bekliyorlar gibiydi....
Oturduğum beton park sırasından ayağa kalktım... Ellerimi cebime sokup, başımı hafifçe arkaya atarak önce derin bir soluk alıp birkaç saniye öylece durdum ve sonra sanki içtiğim sigaranın dumanını ciğerime yapıştırmadan dışarı veriyormuş gibi büzüştürdüğüm dudaklarımın arasından dışarı üfledim...
Şimdi haritadan silinmiş şehirlerde., sanki hiç yazılmamış adresleri arıyorum…
Yanımda ölü bir çocuk yürüyor., ellerini sımsıkı tutuyorum…
Ne kanat sesli bir kuş var gökyüzünde ne de solungaç nefesli bir balık kalmış denizde…
Ya maviler dersen., mermiyi namluya süren almış eline fırçayı., boyamış üstünü istediği renge…
Çocuğa dönüyorum .,
--- Hadi diyorum .., sen takıldığı telgraf direğindeki telden kurtulmaya çalışan uçurtma ol şimdi .,, ben de bir sandal içinde ıssız bir gölge …
Bu şehre bir zamanlar 'kırkikindi yağmurları' diye bilinen yağmurlar yağarmış...
Tam da bu günlerde., ikindi vaktinde başlar ve kırk gün süreceğine inanıldığı için bu adla anılırmış...
Ama zamanla ne olduysa., mevsimler gibi bu şehrin havası da değişmiş ve yağmurlar yağmaz olmuş...
(dinliyorsun değil mi ..)
Güzel bir gece geçmiş olsun., öyle yıldız saymaya filan yakalanmadan…
İklimin soğuğuna inat., sıcacık…
Bir köşemizde ince bir sızı dolaşıyorsa da ona hiç aldırmadan …
Erkenden çıkılsın sokağa., kolumuzda olmasa da yüreğimizdeki sevgiliyle….
--Ne dersin., şimdi gidelim mi iki sıralı kitapçı tezgahları ile dolu o sokağa…
--Gidelim…
dinleyin çocuklar., dinleyin beni…,
çatı oluklarında akan yağmur sularından başlıyorum yazmaya
ya da kar beyazına sarılmış o uzak dağların doruklarından…
belki bir orman ağacının en üst dalından başlıyorum okumaya
göz değmemiş masal sayfalarını., yarınlara bırakmadan…
-erimeler-2
.
adam…,
çocukluk kuşunun yürek suyuyla beslerken içindeki o kor ateşi
hala aklının bir köşesindeydi., camda eriyip kaybolan kar tanesi
ne güneş çekildi o günden sonra gökyüzünden., ne de ay geceden
İçeriden bile buz tutmaya başlayan camların ardından seyrediyorum...
Buralarda mutlaka bacasından duman tüten bir ev olmalıydı diyorum...
Ve bu sessizlikte bir ses olmalı., altı buz tutmuş kar üstünde
kurt adımları...
Sonra dağların eteklerinde yol alan bir tren sesi gelmeliydi kulağıma...
Bütün geleceğimi taşıdığı ve söyleyemediklerimi sakladıklarıyla ...
YENİ GÜNLERE DOĞRU
-bugün artık dündür., yarın yeni bir gündür-
.
İşte bak canımın içi., dinle bu sesi.,
Gözlerimize mavi doluyor., kulağımıza uzaklardan dalga sesleri
Dinlemeye doyulmaz bir türkü bu., en derin umuttan almış nefesi…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...