HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDEN
bu akşam sofrasında otur karşıma ., istersen hiçbir şey söyleme
soluksuz ve susuz rakı içer gibi ., yudum-yudum içeyim gözlerini
hani tan vakti güneş doğarken sessizdir ya gökyüzü .., işte öyle
HER KADIN BİR IŞIK DAMLASIDIR.,
yeter ki söndürülmesin…
.
Kent merkezleri gene kasklı-kalkanlı., biber gazlı-tomalı., coplu-yumruklu-tekmeli emniyet güçleri tarafından düzenin alt-üst olmasını (!) önlemek amacıyla abluka altına alınmıştı ki
. ,
İnceden bir yağmur çiselemeye başlasın…
HAYDİ ÇOCUKLAR İLERİ ! . . .
.
Yarınların aydınlığı., dünlerden çok daha yakın olmasına rağmen
önüne karanlık perdeler çekilerek en uzak dağların ardına saklanmak isteniyor…
İşte o uzak dağları aşarak aydınlığı yakalamak için de karanlık basmadan bugünden başlayarak soluk soluğa koşmak gerekiyor...
Durup dinlenmeden., asla yorulmadan...
. . . ,
Sonra karışacağız rengini tanımadığımız kalabalıklar arasına
belki yağmur yağacak ya da başka bulutlardan ıslanacağız
öncesini bilmediğimiz hangi öykünün sonu işimize geliyorsa
diğerlerinin hiç açmadan kapağını sadece onu okuyacağız…
Yetmez., hepimiz aynı dinden., aynı dilden., aynı renkteniz demek...
Yetmez …
Vurulmuş bir güvercinden yere düşmüş bir tek tüy bile görsek .,
Dünyanın bütün dilleri ve yüreklerinde
HEPİMİZ GÜVERCİNİZ
Diyebilmek gerek . . .
kağıttan kayıkların., üstüne göz izi düşmemiş sırılsıklam mektuplarıyla hüzün dolu adımlardayım., asla denize kavuşamayacak su boylarında...
. . ,
bak işte.,
sırılsıklam hasretimle dolu bir mektup daha yazıyorum sana şimdi
sanki zili çalmışım da kapıyı gülerek sen açmışsın her zamanki gibi
oku bak... 'merhaba canımın içi'
/kalemin dili tutulur., yürekteki rüzgar gülleri dönmeye başlayınca/
.
---şair ne yazabilir bu durumda ., havadan/sudan başka…
“duman sarmış şu karşı dağın başını” diye başlasa bir şiire
Birden kendi çocukluğuma dönüyor, çocuksu rüyalar oluyorum
kovboylar dökülüyor mesela, yıkılmış sinemaların perdelerinden
ben rengarenk çiçekler ekiyorum, boş kovanları toplayıp yerden...
ama içimde apaçiler ölüyor, duman olup tüterken barış çubukları
sebebi kim., yoksa ben miyim.,bilmiyorum…
hiç görmediğim anamın kapanıp dizlerine,
HAYAL DENİZİNİN DALGALARI. . .
- geceyi beraber izleyelim., bakalım neler olacak...
. . .
(merhaba demek için sana., ayağa kalkıyorum...)
haydi., yönü rüzgara karşı güvertede., geçip otur karşıma
tadı iyot rüzgarlar gibi dol içime., denizden esip gelmişsin...
günler-aylar işte böyle geçip giderken., her hasretin satır başında
önce senin adın yazar canımın içi...
öyle hasrettir ki bu., kurşun gibi yürekte yatar., mayın olur patlar
gün batımlarında ve her seher vakti...
. ,
şimdi alıp sazımı astığım kör duvardan., bir türkü söylesem sana




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...