.
/yağmur diner ., güneş çıkar ., bildiğimiz renkleriyle gene açardı gökyüzünde gökkuşağı ... ben ., bu şiir için sana ait renkleri içinden çekip almasaydım eğer.../
. . .
.
demek ki senin ismini kazımışım, cebimdeki bayram harçlığı ile
SARHOŞ BİR MEKANDA ...
.
ne kadar şişe varsa boşalmış
anlaşılan akşamdan kalma hepsi
yerlere sere-serpe devrilmelerinden belli...
Galata kulesinin karşısında Kızkulesi., benim karşımda sen...
. . .
ayağımızın altına bir köprü gelmiş., beraber sallamışız oltaları
kim ayıklayacak diye hiç düşünmeden tuttuğumuz balıkları dayanmışız aynı kadehten en ucuzuna şarabın…
gecenin ışıkları mezemiz olmuş., rüzgarıyla birlikte sevdanın
---Bu senaryoyu kim yazıyorsa ., yarınlar için seni bana yazmalı…
. . .
sevgilim.,
bu mektupta da .,bitmeyen mevsimlerin tükettiği kalemimle
ve uzakların bu karanlık sokaklarında., ‘en çok şeyler’ niyetine
gene ‘hiçbir şeyler’ yazıyorum
ve adresin bilinmesin diye de üstünü boş bıraktığım zarfın içine
katladığım mektup kağıdını özenle ve öperek
Bazı sevdalar sanki tanrı buyruğudur canımın içi
İstanbul’u sevmek gibi ., maviyi ve en çok da seni…
. ,
söyler misin bana ., hangi gecelerin karanlığında yıldızlar
senin gözlerine dolduğu gibi., başka kimin gözüne dolar…
ve hangi şehrin., Galata’dan açığa çıkmış deniz mavisi.,
Aşağıdaki resim bir duvar kağıdı… Çalışma odamın penceresiz duvarını bu duvar kağıdı ile kaplatmayı ve 'böylesi bir ormanın aslını görme şansım nasılsa yok., hiç olmazsa bu şekilde görüntüsü ile baktıkça kendimi kandırıp., içimi ferahlatırım' diye düşünüyordum …
Buraya Dikkat !!! ., SADECE DÜŞÜNÜYORDUM .…
Ama arkadaş nasıl olduysa birden evin dışında bir gürültü koptu… Deprem korkusu içimize işlemiş ya n’oluyor diye korkuyla perdeyi aralayıp dışarı baktığımda ne göreyim …
Bir tabur jandarma., yüzlerinde gaz maskeleri., coplarını kalkanlarına vura vura arkadan gürül gürül gelmekte olan iş makinelerine yol açarak bizim eve., daha doğrusu bana doğru gelmiyorlar mı …
Sanıyorum Amerika kıtasının orta bölgesinde bekar bir erkek öldüğü zaman., yakınları tarafından yeni ölmüş bir kadının cesedi mezarından çalınıp., gelinlik giydiriliyor ve süslenp-püslendikten sonra ölen bekar erkeğin yanına gömülüyormuş… Amaç., erkeğin hiç olmazsa mezarında yalnız yatmamasıymış….
Bu da bir “ölü gelinler” hikayesi… Sıkça tanıklık ettiğimiz “çocuk gelinler” gerçeğinin bir başka versiyoru…
Her ikisinin de özeti: Kadına yaşarken de rahat yok öldükten sonra da…
Çağdaş insan beyninin asla kabul edemeyeceği bu iğrenç hikaye ve acı gerçekler.., kuşkusuz cehalet ile cinsel açlık evliliğinden doğan.., adı, göbek adı ve soyadı “şiddet” olan ve genellikle erkek kimliği taşıyan doğuştan çıldırmış içgüdünün bir anlamda yaptığı ve yaşattığı terör uygulamasıdır…
Sırtımı., sarayın bir kale gibi yüksek duvarına dayayıp önce Marmara denizinin, Boğaziçi ve Haliç sularıyla kucaklaşmasını seyre daldım,
Sarayburnu’nun şiddetli akıntılarına duygularımı karıştırarak., ‘bu şehri böylesine çarpıcı bir güzelliğe kavuşturan, tepeden tırnağa giyindiği bu mavi giysi mi’ diye düşündüm...
Ve sonra Sirkeci garında noktalanacak., makaslarla birleşip-ayrılan yüzlerce ray hattına kapıldım...
Ray hatları ., bütün fay hatlarının üstünde., çelikten bir kelepçe gibi parlamak için güneşin üstlerine ışık olup düşmesini bile beklemeden, bu şehri dünyanın görünmeyen merkezine yapıştırıyorlardı sanki...
Sonra gözlerin geldi aklıma, ağladım…
Sarayın sırtımı dayadığım yüksek duvarları., esen rüzgarla birlikte bir sıra servi ağacının gölgesi ile dalgalanıyordu... Yukarıdan gelen çatal-kaşık sesleri ise bana açlığımı hiç mi hiç hatırlatmıyordu...
SİSLER ARASINDA BİR BAYRAM MASALI
.
Kapı çalmıştı…
Öyle ya bayramdı …
Gelenler mahallenin çocukları olmalıydı…
.,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...