Bu şehre bir zamanlar 'kırkikindi yağmurları' diye bilinen yağmurlar yağarmış...
Tam da bu günlerde., ikindi vaktinde başlar ve kırk gün süreceğine inanıldığı için bu adla anılırmış...
Ama zamanla ne olduysa., mevsimler gibi bu şehrin havası da değişmiş ve yağmurlar yağmaz olmuş...
(dinliyorsun değil mi ..)
-erimeler-2
.
adam…,
çocukluk kuşunun yürek suyuyla beslerken içindeki o kor ateşi
hala aklının bir köşesindeydi., camda eriyip kaybolan kar tanesi
ne güneş çekildi o günden sonra gökyüzünden., ne de ay geceden
İçeriden bile buz tutmaya başlayan camların ardından seyrediyorum...
Buralarda mutlaka bacasından duman tüten bir ev olmalıydı diyorum...
Ve bu sessizlikte bir ses olmalı., altı buz tutmuş kar üstünde
kurt adımları...
Sonra dağların eteklerinde yol alan bir tren sesi gelmeliydi kulağıma...
Bütün geleceğimi taşıdığı ve söyleyemediklerimi sakladıklarıyla ...
Güzel bir gece geçmiş olsun., öyle yıldız saymaya filan yakalanmadan…
İklimin soğuğuna inat., sıcacık…
Bir köşemizde ince bir sızı dolaşıyorsa da ona hiç aldırmadan …
Erkenden çıkılsın sokağa., kolumuzda olmasa da yüreğimizdeki sevgiliyle….
--Ne dersin., şimdi gidelim mi iki sıralı kitapçı tezgahları ile dolu o sokağa…
--Gidelim…
dinleyin çocuklar., dinleyin beni…,
çatı oluklarında akan yağmur sularından başlıyorum yazmaya
ya da kar beyazına sarılmış o uzak dağların doruklarından…
belki bir orman ağacının en üst dalından başlıyorum okumaya
göz değmemiş masal sayfalarını., yarınlara bırakmadan…
Yitirme umudunu sevdiğim,
bir gün doğumunda mutlaka buluşuruz, gün kızıla dönerken ateş başında…
. . ,
Geleceğinden umut kesilen ama yarınlarda mutlaka gelecek olan günlerden
bir gün için, ben hala bekliyor olacağım her gün doğumunda, ateş başında…
ya da kapalı kapılar ardında yaratılan tablolar…
--Yerüstünde,
Çocuk annesinin elinden kurtulup oyuncakçı dükkanına doğru koştu…
Anne seslendi.: Sakın tutturma gene, biliyorsun paramız yok…
--Yeraltında,
bir soğuk havada., kan-ter içinde uyandık…
hiçbir ayaz teslim alamayacaktı bizi., fevkalade kararlıydık...
gecenin son ateşini., en yangın yüreğimizi söküp onunla yaktık
ne kadar kanadı geniş., gagası keskin alıcı kuş olsa da tepemizde
ve ne kadar çocuk., yalnız ama cesursak yüreklerimizde.,
o kadar da kalabalıktık işte..
2018'e DOĞRU...
yeni yıl kutlama yazısı....
* * *
Arkamızdaki kapıları birer-birer kapatıyor., önümüzdeki aralık kapıdan hep beraber içeri giriyoruz…
İçeri girer-girmez de kendimizi tarifsiz güzellikte bir konser salonunun içinde buluyoruz…
Kimimiz., uzak dağların ardından., kimimiz yakın tepelerin eteklerinden doğan nehirler boyunca düşe-kalka yürüyüp ve hatta emekleyerek geldik… Şimdi deniz kokulu-ıslak kumların üstündeyiz…
Önümüz açık deniz…
Şimdi hep beraber bizi bir başka sahilde., bir başka "yeni yıl" gemisini bekleyeceğimiz yarınlara doğru., yelkeninde nefesimizle yolculuğa çıkaracak olan “yeni yıl” gemisini bekliyoruz…
Hayallerimizin özgür kuşları bu yolculukta yol arkadaşımız olsun…
YENİ YIL GEMİSİNİN BÜTÜN YOLCULARININ YARINLARI AYDINLIK.,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...