-ben senin yağmurlarında ıslanarak büyüdüm-
/denizlerden dağlara çıkalım sırılsıklam., tut elimden sevdiğim
hani beraber doğmuştuk ya bir şafak vaktinde..., işte öyle/
.,
Sizlere bu sabah çok eskilerden.....mesela;
Pierre Loti 'nin servi ağaçları en çok Haliç kokan Eyüp sırtlarındaki bir tahta masaya yaslanmış, yaşlı sandalyenin yaşama tutunur gibi yerinden sökülmemeye çalışan çivisinden....ya da
Claude Farrére' in arnavut kaldırımlı dar Çemberlitaş caddesine, yeni döşenen elektrikli tramvay raylarına uzaktan bakarak hüzünle kişneyen bir atlı tramvay atının yelesinden....ya da
Diyelim ki bu kez yolunu şaşıran bir martı., kar-kış mevsiminde kaybolduğu ıssız dağ doruklarında kağıttan küçük bir kayık yaptı... Ve bıraktı bembeyaz kar örtüsünün üstüne...
. ,
Diyelim ki bahar geldi ve yükseklerdeki bütün karlar gibi martının kağıttan kayığını üstüne bıraktığı karlar da eridi ve suları., sularına karışarak akmaya başladı en yakın derenin içinde... Ve tabi kağıttan kayığı da alarak yanlarına...
. ,
Diyelim ki üstündeki kağıttan kayıkla beraber akan dere., bir yolunu bulup denize kavuştu,, kocaman deniz oldu...Tabi üstündeki kağıttan kayık da dere denize kavuştuğu an büyüdü ve kocaman bir vapur oldu...
. ,
Hoş gelmiş, sefalar getirmiş ama …
Kapıdan girdiği an., baş köşemize kadar adımlayacağı kırmızı halı mı serelim ayaklarının altına....
Belki hasret çekiyordur diye en sıcak yaz tablolarıyla mı donatalım dört duvarımızı..., önüne de yaz meyvelerinden bir sepet, yanında da
Bahar çiçeklerinden bir çelenk takıp boynuna., şekerleme, çikolata vesaire…,ne yapalım yani…
Hal-hatır sorduktan sonra., kahkaha dozu en yüksek fıkralardan şırınga mı yapalım havaya ya da incesaz heyetinden inlemeyen nağmeler mi çekelim…
-satır aralarından sızan şarkılarla-
.
derken bir yaprak düşüyor tam önümüze., bir sarı yaprak
sonra bir tane daha., hoşgeldin diye karşılyoruz hepsini
takvim kapısının eşiğinde., kucaklayarak...
. . ,
hepimiz aynı mahallenin çocuklarıydık...
sokaklarımızı tutan köşe başlarında., yürekli delikanlılardık...
beraber çektikçe yumruk içlerinde ne kadar kısa çöp varsa
gölgelerimiz el-ele uzardı., gece boylarının ıssız karanlığında...
aynı mahallenin dalga yeleli., şaha kalkmış deli taylarıydık
zor saatlerin nöbet yalnızı., sınır taşlarıydık...
Gün batımlarında yeni doğan bir güneş gibi çıkıversen karşıma
yani şiddeti ölçülmez rüzgar misali., karışsan ağır nikotin karanlığıma…
Zaman kavramının en hassas yerine yıldırım gibi düşerek.,
kapımı dışardan çalıp da içerden açan yalnız sen olsan
ve göz-göze bakışlarım., sımsıkı sarılmalarım..,
hiç ayrılmadan kavuşmalarım olsan…
O her zaman geçtiğiniz sokaktan yürüyün....
Ama saat çok erken olsun., mesela daha güneş bile doğmadan...
Açılmamış bakkal, manav, kasap kepenklerine, bağlandığı ipleri henüz çözülmemiş gazete kümelerine bakın....Başınızı hafifçe öne eğerek selam verin ve yürüyün...
gözleri açılmamış sabahlara., ilk ışıkları düşmeden günün.,
hiç kimseye ait olmayan her yerine., el koyuyorduk yeryüzünün...
başıboş mevsimlerde açan., çıban ağaçlarını kökünden budayarak
yerlerine bol güneşli çiçekler ekiyorduk., her birini her yapraktan
türkü söyler gibi öpüp-koklayarak…
. ,
Yeryüzü ., doğu yakasından başlayarak kızıl bir aydınlığa sarılıyor ...
. ,
Gözlerimi kapatıp ., boydan boya seninle kapladığım boş duvara sırtımı dayıyorum...
Ellerin sırtımı okşuyor...
. ,
Gözlerinin rengini düşünüyorum ..,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...