O her zaman geçtiğiniz sokaktan yürüyün....
Ama saat çok erken olsun., mesela daha güneş bile doğmadan...
Açılmamış bakkal, manav, kasap kepenklerine, bağlandığı ipleri henüz çözülmemiş gazete kümelerine bakın....Başınızı hafifçe öne eğerek selam verin ve yürüyün...
gözleri açılmamış sabahlara., ilk ışıkları düşmeden günün.,
hiç kimseye ait olmayan her yerine., el koyuyorduk yeryüzünün...
başıboş mevsimlerde açan., çıban ağaçlarını kökünden budayarak
yerlerine bol güneşli çiçekler ekiyorduk., her birini her yapraktan
türkü söyler gibi öpüp-koklayarak…
. ,
Yeryüzü ., doğu yakasından başlayarak kızıl bir aydınlığa sarılıyor ...
. ,
Gözlerimi kapatıp ., boydan boya seninle kapladığım boş duvara sırtımı dayıyorum...
Ellerin sırtımı okşuyor...
. ,
Gözlerinin rengini düşünüyorum ..,
Bir evde bir doğum olmuşsa eğer, o evde doğum anında duyulan coşku ertesi gün ve ertesi günlerde daha da artarak devam eder.
Oysa bir evde ya da ortamda bir doğum günü kutlanıyorsa eğer kutlamanın yapıldığı gün yaşanılan coşku, ertesi günü bile beklemeden kutlamanın son saatlerinden başlayarak yerini adı bilinen ama söylenemeyen bir hüzne terk eder. Yani doğum günü ertesi ile, doğum günü kutlamanın ertesi gününde mutlak bir renk farkı vardır.
Bu hüzün, kutlama pastasında söndürülen mum sayısı ile birinci dereceden ilintili değildir. Daha çok geride kalanlara, yaşananlara 'keşke' bindirmeleri, ileride duran ve yaşanacak olanlara ise 'acaba' giydirmeleridir bu hüznün nedeni..
Bir Tarlabaşı sokağı şenliğindeydi çocukluk ülkesinde bayramlar
Şimdi havada ağır bir toz duman kokusu., hayallerde enkaz var...
. ,
elbette o günlerde, bu şiiri yazabileceğim ‘sen’ yoktun
yüreğim donuyor, kutup beyazından beter soğuyordum…
. ,
yaşamın ufuk çizgilerine kıpkızıl göktaşları düşüyordu
her şey o kadar meçhul ve o kadar uzaktı, korkuyordum…
. ,
ELMA DERSEM ÇIK
.
Eğer yazılan, söylenen, anlatılan ya da yaşamın gösterdikleri doğru 'anlaşılamamaya' başlamışsa ya da doğru anlaşılıyor olsa bile ne anladığımız sorulduğunda biz doğru anlatamıyorsak .,
. . . ,
İşte o zaman kazanan (ya da kazandığını sanan) ., yaşamın ciddi yüzünün göstergesi demek olan takvimlerdir ve bizim de içimizdeki çocuğa vakit çok geç olmadan ‘ELMA’ diye seslenme zamanımız gelmiş demektir...
. . .
sana biriktirdiğim ne çok şey var., beynimin emanet hücresinde
unutursam eğer karşılaşırsak söylerim diye., belki günün birinde...
. . ,
mesela kan-ter içinde
ne kadar sevişmediğimiz gece varsa., hepsini toplayıp yatağımızdan
sakladım günaydınsız sabahlarımızın içine., bir gün bile aksatmadan
FİLM ŞERİDİNDEN ...
-BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI-
.
Kaktüslerin çiçek açtığı., çakır dikenlerinin tomurcuklandığı ve ara mevsimlerin bahar sesleri…
. ,
Kapıdan çıkıp., ilk adımlar öncesinde emekleyerek ilerlemeye çalışırken yolda boş karelerle dolu film şeridi ile bir kamera buldum… Ve bir yolculuğu., ilk adımı atarak başladıktan sonra., kimi zaman yürüyerek- koşarak., kimi zaman düşüp-kalkarak onunla yaptık ve şimdilik yapmaya da devam ediyoruz…
. . , firar.,
ay batınca gece ansızın., bıçağın silip pasını çıkması gibidir kınından
sevgiliye atılan imzadır., bir damla ağır ter olup ergenlik yollarından
. . , firar.,
şiirin yazılmamış son dizesinin kaçtığı., şairin hücredeki sır kapısıdır…
yürek duvarlarına atılmış her çentikte., kayıtlı bir damla gözyaşıdır…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...