Organizatör beni ve hiç tanımadığım geleceğimi dans etmemiz için piste davet etmeden aylar önce karanlık boşluğa bir el ateş edilmiş ve o andan itibaren de yaşam orkestrasının fonda dört mevsim bir melodi çalmasıyla “dansa davet” başlamıştı …
---ama ben dans etmesini bilmem ki…
. . ,
müstakbel sarhoşluğumun ilk yudumu., henüz ana sütüyken
ve yüreğim mevsimlere o kadar yabancı., dans nedir bilmezken…
(2011 tarihli yazı)
Yarın 19 Mayıs….,
Haydi kutlamaya başlayalım şimdiden gençlerimizi…
Ama nasıl …
HAYDİ YAŞDAŞLARIM İLERİ !!!
Bugün..; çocukluğumuzda olduğu gibi sokak aralarında kovalamaca oynarken düşüp dizlerimizi kanatmak…, kırlarda “diz boyu papatyalar” arasında yakaladığımız kelebeklerin kanatlarına melek resimleri çizmek günüdür…
Bugün..; gençliğimizde olduğu gibi kol-kola girip marşlar söyleyerek.., yüreklerimizdeki-beyinlerimizdeki meşalelerin aydınlığında., karanlıkların üstüne gümbür-gümbür yürümek günüdür…
Bugün..; dünlerin daha yakın günlerinde olduğu gibi .., yaşam kronolojimizdeki acıların üstünü karalayıp., yaşadığımız her anlamdaki sevdanın ve güzelliklerin renklerini sulamak., kokularını içimize çekmek ve gözlerimizi uzaklara daldırıp hafiften gülümsemek günüdür…
DİLİ-DİNİ- RENGİ NE OLURSA OLSUN ’İNSAN’ OLAN HER İNSAN
ve tabi her tür ve cinsten canlı için...,
.,
NOEL BABA KILIĞINA GİRMİŞ 2020 SENESİNİN SIRTINDA
GETİRDİĞİ YENİ YARINLAR TORBASININ İÇİNDE..,
.,
6-7 EYLÜL 1955 ÜZERİNE - görüş
.
Buradan Egenin karşı kıyısındaki “Türk tohumlarına”, yani 2000 yıl yaşadıkları, doğdukları, sevdikleri topraklardan göç etmeye zorlanan İstanbullu Rumlara sesleniyorum:
-İnanın ki İstanbul bugün, 5 Eylül 1955 kadar güzel değil. Bir parça da sizin renklerinizle dünyanın en güzel mozaik müze/şehriydi İstanbul.
Biliyorum “dön desem, dönemezsiniz” ama…
* * *
ADAMIN BİRİ
(Kız Kulesinin platonik aşıklarından)
.
ADAMIN BİRİ esasında İstanbul’un en ağır delikanlısı Galata Kulesinin korumalığını yapıyormuş….
Nice yangınlara., nice yıkımlara karşı hep onun yanında olup ., göğsünü siper etmiş ve onunla beraber karşı koymuş., sonuçta ikisi de yıkılmamış., bugüne kadar ayakta kalmışlar…
(hangi tanrı izin verirse böylesi kavuşmaya., onun adına adanmalı bütün adaklar/
. . .
bir kumru uyandırsa seni bu sabah., seslenip pencerenin dış pervazından
duymak istediğin ne varsa önce ondan duysan., renklerin çiçek açmadan
ilk dizeden tebessüm gibi başlayıp yeni güne., iki kolunu açsan iki yanına
ve hayalindeki sevgiliye çağrı olsan., koşarak gelip atılsa kollarının arasına...
--Biz bölgenin en önemli AKTÖRÜYÜZ…
.
--Biz bu coğrafyada en güçlü AKTÖRÜZ…
.
--Türkiye bölgesinin en güçlü siyasi AKTÖRÜDÜR…
.
Dükkanın bulvar cephesindeki geniş camı., güzel ve sıcak havalarda kaldırılır ve iki ucundan tavana tutturulurdu... Böylece mermer tezgah üstüne sıralanmış, içinde buz tanecikleri yüzen musluklu limon, vişne., turunç ve ayran sürahilerinden., metal bir çanak içine yerleştirilip üstüne bastırıldığında içinden fışkıran sıcak su ile yıkanan bardaklara doldurulan meşrubatların., dükkana girilmeden dışarıda ayaküstü içilmesi sağlanmış olurdu...Tezgahtar., bardakları doldururken ya da yıkanmış olanları alıp sıralarken ıslanan mermeri omzundaki havlu ile sıkça kurular ve havluyu gene ve biraz da özensizce omzuna atardı...
Ya dükkanın içi…
Ya o yüksek vitrin tezgahları...
İlkokul çağındaki çocukların erişemeyeceği kadar yüksek vitrin tezgahları...
O tezgahın üstünde kocaman., pirinç kapaklı cam kavanozların içindeki rengarenk akide şekerleri…
/her kapı numarasının arkasında bir şiir yazılıdır/
ne çok şehirler sığdırdık bu şiirlerin içine., ne kadar çok sokak
kim bilir kaç düğünde halay başı olduk o sokaklarda
elimizde al-yeşil mendiller., sallayarak …
biliyor musun kaç ölümün arkasından yürüdük sloganlar atarak




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...