Sizin aydınlığınıza da ( ! ) bir balyoz/ inecek elbet inecek bir gün
.
“özel mülkiyete aittir/girilmez”…
altın zincirleriyle böyle bir tabela hiç asılmadı kapımıza...
o kadar ayrı dünyalardayız ki sizden
en gelişmiş teleskoplarınızla göremiyorsunuz bizi
SEVGİNİN OLMADIĞI YERDE BARIŞ EN UZAK COĞRAFYADIR'
.,
Bugünün dünya barış günü olduğunu biz biliyoruz ama çocuklar bilmiyor... Bugünün dünya barış günü olduğunu çocuklara anlatalım... ÇÜNKÜ BARIŞ EN ÇOK ÇOCUKLAR İÇİN ....
Çocuklara anlatalım...
Yaşları “şeker yiyebilecek” yaşa gelen çocuklara...,
Yaşları şeker yiyebilecek ama aynı zamanda da ‘öldürülebilecek’ yaşa gelmiş olan tüm çocuklara anlatalım...
BARIŞ GÜNÜ BUGÜN ., ÖYLE Mİ .?
.
İki küçük çocuk konuşuyorlardı bu sabaha karşı bir yerlerde, belki daha gün doğmadan çok önce. Bir sahilde kumlar üzerinde. Yada köşebaşı duvarlarının gizli yanlarında, belki de bir çatı katının penceresi dibinde. İki geminin aynı palamarla bağlı olduğu bir limanda da olabilir. Tam anımsamıyorum. İki küçük çocuk; daha doğrusu konuşmuyor fısıldaşıyorlardı kendi aralarında...
İki küçük çocuk kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. Biri elinde topladığı kır çiçeklerinin kokusunu diğerinin yüzüne doğru gülümseyerek rengarenk üflerken, diğeri de gökyüzünden topladığı ve avucunda sakladığı yıldızları karşısındakinin düşlerine serpiştiriyordu...
İki küçük çocuk kendi aralarında; oyunlar da oynuyorlardı.. Kumdan kaleler, heykelcikler yapıyorlar, heykelcikleri kendilerine benzetiyorlardı. Nehirler, denizler yapıyorlardı. Nehirlerin bulanık suları, denizlere akıyordu....
BALONLARDAKİ ÇOCUKLARLA
/elimizde hayal balonları/
hiç unutmam gene bir gün ., rüzgarın tatsız yönden estiği bir gün
binlerce değil daha da çok ., on binlerce çocuk girmiştik kol-kola
Bozkır ortası bir saraydan yola çıkarak
. . .
badanasız duvara çakılı., çocuk elinden çıkma resimlerde
ormanların türküsü., denizlerin dalgasında bulsunlar beni…
mavisiz gökyüzünün., yüreğinden vurulmuş güvercini gibi
o en ağaçsız ve ıssız coğrafyanın ortası., bir köy evinde...
Çocuk telaşla kapıdan içeri girer… Elinde iki küçük kömür tanesi vardır…
Annesine seslenir .. :
---Anne bak ., yolda buldum… Bir kardan adam gözlerini düşürmüş olmalı .., yolda buldum…
. ,
Annesi sobanın içinde geceden kalma ateşi üfleyerek canlandırmaya çalışırken duydu oğlunun sesini… Belini tutarak doğruldu …,
Önce oğlunun avucunda tuttuğu kömür tanelerine baktı ., sonra da yan gözle sobaya…
Bil ki bir gün bir kuş gelip konar., kuşlar bulvarında kuru bir ağaç dalına ...
Belki o gün işte bugündür canımın içi...
O kuş konduğu zaman o kuru dala
Bil ki benim bahar güllerim açar yüreğimin bağlarında ...
Bu bir türküyü aynı anda .,seninle hem çalıp- hem söylemektir
Uzaklardan ., çok uzaklardan da olsa .,
Bugün bir çocuk bahçesinin önünden geçti yolum…
Çocukluğumuzun zincirleri paslı., tahtaları boyasız salıncaklarının., tahterevallilerinin yerini rengarenk boyalı benzeri oyun araçları almış ama hepsi bomboş…
Ve o şen seslerin yerinde de alabildiğine suskunluk…
Oysa içeride kızlı-erkekli onlarca çocuk var…
Bazıları banklara oturmuş., bazıları da yemyeşil çimenlere uzanmış…
Ama hepsi birbirinden habersiz., hepsi sessiz...
/okunurken yarım bırakılan her aşk masalının sayfaları arasına
yüreğine zehirli diken batırılmış bir kelebek sıkışıp kalır…/
.
mesela yaşanmamışsa külhani sarhoşluklar., ıssız sokaklarda
gözlerden uzak gölgelerde erimemişse dudaklar., dudaklarda
En uzun mevsim AŞK mevsimidir…
Kimi zaman bahar dallarında tomurcuk olur
Kimi zaman yaz sıcağında mecnun edip kavurur…
Kimi zaman hüzündür sonbahar dalında son yaprak gibi
Kimi zaman kar yağdırıp buza çevirir yürekleri
İşte sonunda bitti dersin ama bitmemiştir




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...