ince süzgeçten geçmiş alev gibi
uzat ellerini.
tutuşmak istiyorum,
hemen şimdi…
sonra bakarsın,
bir bulut olur
yerleştiriyorum kendimi cenderenin altına.
ezildikçe her yanım; tükenmiş özlemler çıkıyor.
düz bir çizgi gibi hangi fotoğrafı alsam elime,
sancısı tutmuş siroz olup büyüyor yüreğim.
içimde; en hain zehir ve en yanlış, ve tehlikeli,
hiçbir zaman hiçbir şekilde hak etmediğim.
“elmanın bütün renkleri
beraber tat vermiş adem ile havva’ya
nedense kabak patlamış
yalnızca yılanın başına.”
gene merdivenlerdeyim
Bir meydan saatinin altında elinde bir demet kır çiçeği ile bekleyenlerin çiçekleri solmaya renk vermeden, sevdiklerine kavuşup sarılacakları ve bir daha hiç ayrılmayacakları bir YENİ YIL olmalı …… Ve cebindeki paranın alım gücü ile sevdiğine sağlayacağı refahın mesela Lüksemburg’un 70 kat gerisinden gelmeyeceği bir YENİ YIL.
ADININ; SEVGİ VE ZENGİNLİK OLACAĞI BİR YENİ YIL OLMALI.
Meydan saatinin altında ve tam zamanında buluştukları sevdikleri ile el ele memleketimin karanfil kokan, kekik kokan dağlarına, yaylalarına mesela Kaçkar’lara doğru soluklarına derinlikler katacakları yolculukların güle oynaya yapılacağı bir YENİ YIL olmalı ….. Ve aynı karanfil, kekik kokularını Gabar’da, Cudi’de, Kato’da da soluyabilecekleri bir YENİ YIL.
Şiir ikmale kalırsa, aşk sınıfta kalır
Benim hayatım kendime ihanet burcunda doğmuş
Çiçeklerimin rengi körler tanrısından.
Hani bir kuş gelip de konuverse omzuma,
Yarınımdan vazgeçer, ölürüm sevdasından.
.
ayın ondördü düşmüş denize
yakamozların yüreğinde bin fener
ay ışığı gibi parlıyor ellerinde.
“gemilerde talim var, bahriyeli yarim var”
Kasımpaşa, bahriye nezaretinin önündeki rıhtım uğurlananlar ve uğurlayanlar ile dolar boşalırdı. Annelerin, babaların ciğer pareleri, sevgililerin yürek pareleri; bembeyaz giysileri ile rıhtımdan mavnalara doluşur, açıkta bekleyen Osmanlı armadasının bol yelkenli kalyonlarına doğru forsa kürekleri ile süzülüp giderlerdi. Bahriyeliler, gözlerini sahilden koparamazlar ama uzaktan artık seçemedikleri geride kalanlara el sallarlardı. Sahildekilerin gözleri ise dalgalana dalgalana mavnanın içindeki parelerini arar, göremez ama onlarda gene ellerini sallarlardı.
Ve yavaş yavaş boşalmaya başlayan rıhtım; üzerine efkar dolu bir sancağın örtüsünü çeker ve gölgesi rıhtımı terk etmekte olan herkesin üzerine bir parça karanlık çöktürüverirdi.
İşte bu ilk ayrılık gecesi üzerlere düşen efkar gölgesinin aralanmaya çalışıldığı gecelerdi. Varlıklılar, levantenler, rum ve ermeni ve Yahudi ler denizlere saldıkları pareleri için Pera’nın şansonlarına, Galata’nın merdiven üstü meyhanelerine doluşur ve lavtacı lefter’in açılışı ile birlikte Fransız dilberlerinin revüsünü izler, Macar güzellerinin orta Avrupalı şarkıları eşliğinde dans ederlerdi. Garsonların tümü ise çar sarayından kaçıp gelenlerdi.
Kentin öte yakasında, yüksek ve görkemli kubbelerin arasındaki dar sokaklar da ise başlarındaki yan atmış feslerini düzelterek, ellerindeki tesbihleri şakırdatan az varlıklılar, yoksullar türk ler, ermeni, rum ve Yahudi ler kolkola girerek üzerlerindeki aynı gölgenin kapılarını; Sirkeci koltuk meyhanelerinin, Yenikapı balıkçı tezgahlarının, Aksaray esnaf lokantalarının bir yerlerinde dağıtacak adreslere doğru külhani adımlarla yürürlerdi.
yanlış yerde mi arıyoruz
hayatın gerçeğe dönük parmak izlerini.
romantik hayallerin sıcak örtüsünde
olmamış hayallere mi süsletiyoruz
uzadıkça uzayan kış gecelerini.
arkasından bir fırtına kopmaz
bu fotoğrafın hiç merak etme.
bak mesela bulutlar ne kadar sakin,
hepsi dalmış renklerine hayallerinin.
sandal dersen;
bir tek kendinin farkında, birde gölgesinin.
sana bir fotoğrafımı gönderiyorum,
karıştırırken dün gece albümümde bulduğum.
ne zaman çekilmişti, şimdi çoktan unuttuğum.
bir kış günüydü
ve sanırım çok, çok önceleriydi
seninle tanışmamdan.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...