Yıkılmış minarenin merdivenlerinde,son şerefeye kaç basamak kala söndü ışıklar bilmiyorum. Karanlık çöküverdi birden gözlerime, yüreğime. Soluğum kilitlendi, oturdum. Seni burada bekleyeceğim, tam burada işte, ne bir basamak yukarıda ne bir basamak aşağıda.
Gelirsen, gelirsin. Elindeki o billur renkli fanusun içinden doyumsuz güzellikleri bir kartpostal gibi alırsın fonuna, çıkar gelirsin. Derin mavi
gözlerinin içinden, bulutlardan çaldığın bin türlü dansın parendelerini
alnıma yapıştırmak için çıkar gelirsin. Biçimli dudaklarının sıcaklığını
yeryüzündeki milyarlarca insanın alnından izinsizce çekip alır ve yumuşacık ellerini yalnızca benim saçlarımda dolaştırmak için çıkar gelirsin. Sesinin gizemli tonunun içinden tüm metal parçacıklarını ayıklamak ve tenlerimizi aynı renge boyamak için ve beni bir tuhaf etmek ve bana ben olmak için çıkar gelirsin. Seni tam burada bekleyeceğim. Ne bir basamak aşağıda ne yukarıda.
işlediğim cinayetlerin tüm ipuçlarını
geceye verdim.
göz hakkı diye bir şey var ne de olsa.
o gece ki,her gece
bıkmadan üşenmeden selam durur nöbete.
sen bana masal anlatma sakın,
ben dizlerinde uyumasını çok iyi bilirim.
sadece dudakların kıpırdasın,
hiç durmasın,
ne demek istediğini iyi anlarım.
Kör pervaneleri öldüren
zamanın müsrifliği değil,
Güneşe uzanan elleridir.
Boynuma geçen yağlı ilmeklerden bakarım
Dönen huysuzluklara.
sana şimdiye kadar,
hiç şiir yazmadım diye sitem etmişsin bana.
demek alıcı gözle bakmıyorsun yazdıklarıma.
benim yazdığım her şiirde
benden bir sitem saklıdır sana, görmesen de.
I – yeniden başlamak
tül perdeler ardından sessizce uzanmış
sol elim olup toplayacağım notaları
bir ihtilal marşı kadar heyecanlı
ve o kadar sıkıntılı.
karınca orduları gibi adım adım
beyaz tebeşir üzerine kara tahta ile yazıldım.
tüm yaşadıklarım
ondandır,
ölürsem olmaz haberin
tozum kalır.
her saatinde yanarım paydos zilinin
bu sokaktan her gece geçtim.
öyle başım önümde filan değil,
ayakta, dimdik.
dedim ya gece üstelik,
ama karanlıklar bu gecelerde
hep derinden yırtmaçlıydı.
bütün nehirler, bir denize akar bir tanem
akar ama hangi yüksek dağlardan doğar,
hangi boz renkli tepelerden iner.
hangi düz ve sarı ovaların arasından,
hangi ormanların kenarından geçer.
yorgun ve küçük ayaklı bir çocuk,
şimdi buradan sesleniyorum;
ey siz, köprüde balık tutanlar,
siz bilirsiniz.
neden gelmiyor yanıma
en dayanılmaz bakışlarıma




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...