Cevat Çeştepe Şiirleri - Şair Cevat Çeştepe

Cevat Çeştepe

Ne zaman baksan pencerenden
Bir vapur akıp gider
Gözlerinin önünden.
küçük sarı sandal olur
Uzaklaşır bir çocuğun ellerinden.
Sonu dinlenmemiş bir öykü gibi

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

olmuyor her zaman aynı şey,
gelecek diye beklediklerim
hiçbir zaman gelmiyor.
ince ipliklerle sarılmış makaralar
biraz ağırlaşınca kendinden yukarı
hiçbir yükü çekmiyor.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

“korkuluda olsa bu masalı bir daha okumamak üzere”

böyle korkuyla uyandı küçük kuş uykusundan
gerçekten akmış mıydı gözleri yuvasından
elleriyle şöyle bir yokladı, rahatladı
kafesinin kapısını keyifle araladı.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

ne kadar uzaktın çocukluğundan
ve benden ne kadar uzak.
oysa ben yüreğimde
yanıp sönen kıvılcımlara aldanarak
geldim bir umutla izlerim diye seni,
baktım boştu salıncak.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Karşı Penceredeki kadın:

Uzun, sapsarı saçlarım annemin ellerinde dönüşürken kurdeleli bir saç örgüye, mavi gözlerimde hınzır komşu çocuklarının inadına yapacakları öğle sonrası yaramazlıklarını izleme arzusu ve ellerimde evcilik oyunlarımın evleri ustaca yerleştirilmiş salon ve salamanje’leri ve yatak odaları ve mutfakları ile şekil alırdı.

Çok küçüktüm. sarı saçlarım, mavi gözlerim, ellerim ve annem vardı. Ama balkonum ve ayaklarım yoktu.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Dün 10 Kasım’ dı. Atatürk’ ümüzü saygıyla, minnetle ama hepsinden daha da önemlisi; özlemle andık.
Cumhurbaşkanımız büyük ve kalabalık bir kortejin en önünde saygı duruşunda bulunmak için Anıtkabir’e gitti. Ve saygı duruşunda bulundu. Neredeyse adı-namı-rengi belliler dışında bütün basın ve medya’da bu çok önemli günün önemine gerçekten yaraşır yayınlar yaptılar. Bir matem havası estirmemeye de özen göstererek. Bizler de kullanma hakkımız olan kendi medyamız ve yayın organlarımızda içimizden geldiği, kalemimizin yettiği, dilimizin döndüğü kadar yazdık, söyledik ve onu andık.

Evet dün 10 Kasım 2007 …Büyük Atatürk’ün altmışdokuz’uncu ölüm yıldönümü.

Bugün 11 Kasım 2007.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

öyle diyoruz ama
aç kalıyoruz ve ağlıyoruz be gülüm.
biz yumruk yapsak ellerimizi göğsümüze,
bebelerimiz ağlıyor, onu görüyoruz
ve duyuyoruz be gülüm.
ve bizde kahroluyoruz.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Bayram günleri., insan belleğinin güzellikler albümüne.., güzel-çok renkli -çiçek kokulu-sevgi dokulu fotoğraflar bırakan günler olmalı değil mi…

Oysa bayram günleri., bizim ülkemizde o güzellikler albümüne (aile ve dostlar arası özel ve gerçekten iyi niyetli mutluluk verici olanlar dışında) sahte boyalarla renklendirilmiş., görünütüsü anlık bir-iki fotoğraf dışında pek bir şey bırakmıyor…

Ama bunu yerine belleğimizin gariplikler-çirkinlikler-yanlışlıklar –acılar albümü
her bayram yenileri eklenen fotoğraflarla dolup taşıyor…

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

uzaklarda adını bilmediğim o sıra dağlar
dizlerimin üstünde bin yıldır okutulan masallar
hava şartları kendi halinde,
mevsim kimsenin umurunda değil
hele el-ele koşan iki çocuk varsa gözlerimin önünde
ve özgür bir kuş kanat çırpıyorsa başım üstünde.

Devamını Oku
Cevat Çeştepe

Özel ilgi alanıma girerdi çocukluğumda coğrafya. Atlaslardaki rengarenk boyalı ülkeler, mavi denizler hep hayali gezilerimin valizlerinde küçük anı etiketleri olarak yapışıp kalırlardı. Hala duydukça şaşırır, bir anlam veremem sıkça duyduğumuz “haritada yerini sorsan gösteremezler, bilmezler” türünden beyanat arası sözlere. Ben sekiz-on yaşlarında bir Türk çocuğu olarak; dünyadaki bütün ülkelerin başşehirlerini, dağlarını, ovalarını, göllerini, kıyısı olan denizlerini, karadaki komşularını neredeyse ezbere sıralarken bugünün teknolojik imkanlarını eğitim alanında üst düzeyde kullanan bir ülke çocuğunun, örneğin Türkiye’nin değil başkentini bilmek haritadaki yerinden bile habersiz olmasını anlayamam. Oysa dediğim yaşlardaki bir çocuk; aşkı, ekonomiyi, siyaseti bilmeyebilir, ilerde başına çok dertler açacak bazı duygulardan habersiz olabilir ama elinin altındaki renkli kitaplardan iki karış uzaktaki bir ülkenin çarşısında hangi ürünün satıldığını bilebilir, bilmelidir de. Çünkü çocuktaki merak duygusu, öğrenmek, bilmek isteği körleşme sürecinin kapı önünde dolaşmaya başlamamıştır henüz.

Sonraki dönemlerde bir işe yaradı mı peki dünya coğrafyası hakkında yaşımın ve bugünkü akranlarımın bile ötesinde bilgi sahibi olmak. Ben biliyorum demenin verdiği zevk ötesinde bir işe yaradığı söylenemez. Esasen belli yaş dilimlerinde, okullarda “tamam sen coğrafyayı biliyorsun ama ben de tarihi çok iyi biliyorum” demekte, ben biliyorum zevkini tattırmaktan öte bir işe yaramaz. Kurbağanın sindirim sistemini hiç kimsenin öğrenememesine karşın ısrarla öğretilmeye çalışılmasının ve belki sonrasında gösterilen bunca çaba üstüne sadece kara tahtaya tebeşirle çizilmiş bir garip şekil olarak belleklerde bir süre işgalcilik oynaması gibi.
Kurbağalı bataklıklara fazla dalıp konudan uzaklaşmadan biz gene coğrafyaya dönelim. Ben çocukluğumun uzmanlık alanı gereği o ülke senin gezerken, bu deniz benim yüzerken pek moda bir deyim vardı. Radyo ajans saatlerinde ve sekiz sayfalık gazete manşetlerinde kulak ve göz misafirliğini bizden esirgemeyen.

“Balkanların ve Orta Doğunun en büyük ….”

Devamını Oku