isterim ki zümrüt dokulu bir ormanda
ve menekşe kokulu.
yürürken tek başıma,
bütün dallar birden çizsin suratımı.
bin karınca yoluma,
yol versin,
Çok güçlü olasılık hesaplarının karşısına daima çok cılızda olsa olmayabilirlik hesaplarının konması gereklidir. Ayrıca bu cılız hesaplar sadece bir yer bulup oturtulduğu yerde de bırakılmamalı, en az güçlü hesaplar için girişilen keyif verici ayrıntıları yakalama uğraşı, cılız hesaplarında keyifsiz ayrıntıları için eşdeğer şekilde gösterilmelidir ki sadece cılız bir olmayabilirlik hesabı olarak kalsın, şaşırtıcı bir kimlik kartını hiç beklemediğimiz bir anda gözümüzün içine sokmasın.
Biz toplum olarak; “oh ne güzel, harika” avazları ile kucakladığımız, adımlamaya çalıştığımız her işte böyle bir bilanço balansına gerek görmeyiz nedense. Bizim bilançolarımız ilk baktığımız zaman bize alacaklı olduğumuz muhteşem bakiyeler dışında hiçbir şey göstermezler. Ama işin yada yolun ortalarında bir yer veya zamanlarda önce hafif oynaşmalar ve giderek artan yalpalamalarla bu balansın borçlu tarafı ben buradayım demeye başlar. Sonrasında da başlar günlük defterlere yazılan dramatik cümleler, bu cümleleri oluşturan her kelimenin üzerine düşen gözyaşları.
Nedense hep “at gözlüğü” ile bakmayalım derler değerlendirmelerimizi çok yönlü yapmamızı önerenler ama at gözlüğümüzü çıkarsak bile bu kez şehla yada şaşı bakışlarımız, kendimize sunduğumuz brifing tablolarında en göz alıcı fakat yanlış eğrileri ışıldatırlar projeksiyonumuzda. Ve hal böyle olunca da sonuç gene hüsran, gene gözyaşı, gene başarısızlık yada kendimize aldığımız pamuk helvaları ısırırken ışıltılı lunaparkların sınır paravanlarında imrenle yutkunan yoksul çocuk fotoğraflarından oluşan bir yakın tarih albümü. Ve elbette özeleştiri makalelerimizin mizah rengi başlıklarında da “ah biz Türkler ”
sel suları idi avuçlarımdan akan
anlaşılmaz bir yangın,
bir orman gibi.
ateş sarıyordu her yanımı.
Şimdi ben;
işte arkasında denizi saklayan dağlar bu dağlar.
yürü; ama bil ki yürümekle bitmeyecek kadar uzaktalar.
yol boyunca bir yudum su bulamazsan da aldırma.
onun için hiç alnından silinmesin, annenin dudak izleri.
ve üstünü kapatmadan sıkıca sakla yüreğindeki sevgiliyi.
bu dağlar yürümekle bitmeyecek kadar uzaktalar.
daha güzel yorumlanabilecek
şiirleri, türküleri
kulağımıza
ilk fısıldayanın anısına
aynı ozan, aynı yorumcu gibi
hep aynı sesten dinliyoruz.
ince çizilmiş yay gibi iplere astığımız
tüm uğurlamaların penceresinde
uğurladıklarımız;
bir ressamın paletinde
renk dolu bavullar taşır ellerinde.
tenlerine bulaşmıştır yedi rengini güneşin.
biner giderim her sabah yitik düşlerime
aldırmam çatlamış dudaklarına,
öpülmemekten.
geç saatlerde dönerim ya da hiç dönmem
bütün günüm zinada geçmiştir.
üzülmeni istemem.
dinlenmekten vazgeçilmiş
çoban kavalı gibi
yeşilinden ve bereketinden umutsuz.
omuzlara daha sıkı yerleştirip
efkarın çuvalını
iğnelere batırırcasına yaşamak
biliyorum buradan hiç belli olmuyor,
ama en güzeli senin gözlerin.
o kadar istedim ver bana gözlerini,
asayım gözlerimin üstüne dedim
olur mu hiç öyle şey dedin, kabul etmedin.
o zaman şimdi çok görme bana,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon 16 Kasım Dünya Hoşgörü Günü nedeniyle, küreselleşmenin getirdiği sorunlara dikkat çekerek, dünya liderlerine hoşgörülü davranma çağrısında bulundu.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon 16 Kasım Dünya Hoşgörü Günü nedeniyle yayınladığı mesajda, günümüz dünyasının, savaşlar, terörizm, insanlığa karşı işlenen suçlar, etnik temizlik ve insanlara karşı yapılan kötü muameleler ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Küreselleşmenin, bir yandan dünya ülkelerini daha fazla yakınlaştırırken, diğer yandan endişe ve içe kapanmaya yol açtığını kaydetti……
****




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...