Hayal kurma saatlerim;
Günlük özgürlüklerimin
ihtiyaç molasıdır.
Kimi bir tren penceresinde
dayalıdır alnım,
Kayıtlara girmeyecek rotalarda
intikam değil bu akın,
oluk dolusu
saflık ayarı bozulmamış
bir tutkudur.
seyyar bir tezgahta
tanıksız,
incecik dilimleniyorum.
limon sık üstüme, tuz at biraz.
unutma yağlamayı ama,
koy geniş bir tabağın kenarına.
kendi acım gözlerime kaçıyor.
ağlıyorum.
yudumlayacak bir yudum hava yok.
göz önümde çizgisi çekilmiş bütün göller.
üstlerinde ne kadar renk varsa
hepsini birden silmişler.
yalnız gökyüzü kalmış direnen
sıfır altında buz tutmuş mavisiyle
günün, gülleri derme vakti
hep sabah gibi bir heyecan mıdır.
çayın deminin tüttüğü gibi bardaklarda.
ve emirgan daha donmaya başlamadan
terkedilecek yarınlarda...
bir deniz feneri gibi düşün beni.
bir deniz feneri gibi
gör gözlerimi.
karanlık denizlerde boğulan,
uzak bir aşk masalı gibi okuma.
öylesine sıcak tut
Renkler mi güneşten doğar,
Renkler mi doğurur güneşi.
Önce koyu gri, sonra açık siyah.
Pembe allıklı bir lacivert gelir ardından,
Sonra gözlerin gibi, masmavi...
benim bütün günlerim şiir yazmakla geçiyor dostlar
bilinmedik dizeleri meze yapıyorum kendime
karşıma Sarayburnu oturunca, her akşam olduğunda
çilingir günlüğüme.
doklar,
hiç tanımadığım bir yeni yaşam gibiydi,
her akşam pencerende ışığını aramak.
seni; hiç görmediğim gözlerinden,
tutmadığım ellerinden tanımak.
sade ve köpüksüz kahve falları mı söyleyecekti yarınları
Öyle 20 sene önce atılmış temellerin inşaatını bugün biz bitirdik havasıyla kürsülerde esip gürlemek değildir bu. Öyle kurs açılışlarında partili fanatiklerinin dışında “dünya gözüyle bir başbakan görelim” meraklılarının karşısında aldığınız eğitimin hatiplik tarafını iyi kullanarak atıp tutmak da değildir bu. Bu Cumhuriyet tarihinin en büyük kitle hareketidir. Şimdi dersimiz bu diye sizleri ortaya davet edenler ise hangi elbise içinde olurlarsa olsunlar bunun adı demokrasidir işte. Ve ne kadar saklarsanız saklayın değiştirmeye çalıştığınız yaşam biçimine karşı gösterilen bir başka karşı duruştur.
Şimdi hükümetin ve başbakanın sert yanıtlarından, askere karşı dik duruşlarından söz ediliyor. Hangi sert yanıtmış bu: Cemil Çiçek bey “genelkurmayın bu beyanatının hükümete yönelik olduğunu algıladık ”demesi mi? Bravo yani, herhalde beni kastetmedi o beyanatı ile Genelkurmay. Hangi dik duruşuymuş başbakanın, “süreç aynen devam edecektir” demesi mi? Bunun adı dik duruş değil, halkın söylediğinden bir şey anlamamak demektir. Brüksel dışında nereden alkış alacak halka rağmen sürecin aynen bu inatlaşma ve kendi demokrasi anlayışına göre devam etmesi. Görmüyor mu meydanları, sokakları, Başbakan gelse de bizde alkışlasak bu dik duruşunu demek için mi toplanıyor milyonlarca kişi oralarda.
Eğer yeniden tanımını yapmaya çalıştığınız laiklik gibi demokrasiye de bu aralarda yeni bir anlam zenginliği katmamışsanız o zaman kafa kafaya verip kapalı kapılar ardında, kim bilir ne pazarlıklarla ortaya sürdüğünüz isim, önünüzdeki tereyağından kıl çeker gibi seçilemedi diye demokrasi elden gidiyor feryatları ile ağlamak boşuna ve anlamsızdır . Demokrasi budur işte. Çoğunluk çıkmış meydanlara ve söyleyeceği ne varsa söylüyor. Neden gocunuyorsunuz. Hodri meydan deniyor size, hadi buyurun bakalım. Bırakın dik durmayı, sert yanıtları filan, öyle efelenmeler, ananı da al git demeler, askerlik yan gelip yatma yeri değildir demeler, bindirilmiş kıtalar tarafından yanıtlanıyor işte.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...