Boşanmak istemeyen koca kılığına giriyor ve “artık sana dönemem” diyerek beni ‘tahrik’ eden karımı sığındığı babasının evinde., pompalı tüfeğimle alnından vuruyorum…
.,
Ayrılmak istemeyen sevgili kılığına giriyor ve beni ‘artık seni sevmiyorum’ diyerek ‘tahrik’ eden sevdiğim kızı sokak ortasında cebimdeki paslı bıçakla 41 yerinden rastgele bıçaklıyorum...
.,
Platonik aşık kılığına giriyor ve aşkımdan habersiz kızı başka birinin kolunda görünce dayanamayıp acayip ‘tahrik’ oluyor ve saçlarından tutup yerlerde sürüklüyorum…
.,
korkma gecenin sakladıklarından,
her karanlık sahnelemez aynı oyunu.
sen, sil camların buğusunu ellerinle.
içerdeyse sıcaktan
dışarıdaysa soğuktan olsun.
sil camların buğusunu ellerinle.
aç tenceredeki boş nefesin kokması gibidir
ateşin ocağa, ocağın sıcağa yabancılığıdır bu
başka bir şeydir.
hiçbir türkü dökülmez dillerinden aç çocukların
zor acılar, kırık notlarını vermektedir karnelerine
ikimizin arasında kalmalı tüm yaşadıklarımız
kimseler bilmemeli gece gündüz seviştiğimizi
yer sofralarında yemek değil açlığımızı yediğimizi.
en erken açılan pencereden çiçeklere su verdiğimizi
ikimizin arasında kalmalı tüm yaşadıklarımız
kimseler bilmemeli, bizim en çok ne sevdiğimizi
leylekler ölmüş, mevsimler bitmiş.
güneşi kanatlarına almış yağmur kuşları.
beraber saklanmışlar gecenin koynuna.
sen neredesin?
bu benim ilk perişan oluşum.,
öyle uzaklaşmalar olur ki bazen
dilim dönmez, şimdi anlatamam.
buhar olur, uçar gider
aramızdaki aşk denizi.
önce gözler izlemekten yorulur,
sormazlar bile nereye gittiğimizi.
ANTOLOJİNİN BÜTÜN ANNELERİNE:
Yarın sabah erkenden, belki çoğunuz uykunun ve sabah düşlerinizin vazgeçmesi zor mahmurluğunda iken yada pazar sabahı çayınız ocakta yeni dem tutuyorken..
Kapınızı çalacağım erkenden...
Elimde en taze kırlardan toplanmış bir demet çiçek olacak...
şiddetin ölçüsü, ayarı bozuk
kantar üstünde.
dört koldan sarılmış, bir yürek sıkıntısı.
sallandığı salıncaktan düşer bir çocuk
dizine saplanır, bin çakıl taşı.
ışığı yakalanmamış yıldızlardan gelir
uzun bir geceydim, karanlıklarım kan kokulu
süzülüp geliyordum.
karanlıklar içinden ışıklara doğru.
çığlıklar duyuyordum,
yaşamın her soluğunu benimle paylaşacak onlardı.
ben sadece ağlıyordum.
Tutukevimdeki tüm tutuklular!
Hanginiz bulaştırdı gümüş tozunu,
Deniz kızlarının yüzgeçlerine.
Şimdi doğmayacak yakamozlarında
Hırçın dalgaların




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...