Şu anda net olarak anımsayamadığım bir toplumsal olay yada bir cinayet sonrasında Çetin Altan çalıştığı gazetedeki günlük köşesine sadece bir başlık atmış ve sütununun tamamını boş bırakmıştı. Başlıkta ise sadece “Bugün canım bir şey yazmak istemiyor” yazıyordu. Elbette ki sadece bu başlık ve bomboş bırakılmış sütunun anlattıkları, onlarca cilt kitabın kekeleyerek söylediklerinden çok daha fazla ve farklı şeyler ifade ediyordu.
Bugün geldiğimiz noktada ise; kulaklarımızın duydukları , gözlerimizin gördükleri, aklım ile yüreğim arasındaki çift yönlü otoban üzerinde farklı birikimlerin ördüğü barikatlara ilave dikenli teller çekerek duygusal dünyamın kutupları arasındaki iletişimi engellemekte, gel-git ’ lerimin önüne yüksek setler çekmekte ve istemeden de olsa kendi dünyamın şiir sütunlarını sadece “Bugünlerde canım şiir yazmak istemiyor” başlığı altında boş bırakmama neden olmaktadır.
Usta bir yazar kadar, amatör acemiliğini paylaşımcı bir yürekle yaşamaya çalışan bir sözüm ona şaire de bugün bir şeyler yazmak istetmeyen, buna neden olan duyguların beslenme süreci ise yıllardır süregelen ve açıktan, gözler önünde işlenen bir suçun fotoğrafından yada başka bir deyişle seri halde imalatından kaynaklanmaktadır. Bu imalat türünün içinde kullanılan hammaddenin yüzde ne büyük çoğunluğunun yabancı kökenli olmasında değil mesele. İç piyasada da okuduklarımızdan-söylenenlerden algılayabildiğimiz kadar bu ürünlere talep te olmamasına rağmen piyasaya sürülmekte ısrarcı davranılan bu ürünün nerede ve nasıl tüketildiği, midelere, akıllara, yüreklere nasıl zarar verdiği, içten içe bünyeyi kemirmeye nasıl devam ettiği …
Bugün 1 Mayıs. Emeğin ve emekçinin bayramı. Ortada “ Bütün dünya işçileri birleşiniz ” sloganı altında soluk verecek, yumruk sıkacak, sınıf bilinci taşıyan öncü ve kudretli bir işçi sınıfı kalmamış ve tüm güdüm buton ları ağır sermaye yönetiminin kontrolü altına geçmişken, göstermelik sendikalar ve başkanları artık hiç çekinmeden sarı eşofmanlarını giyip sabah sporlarında döktükleri terleri ile medya kameraları karşısında poz verirken hangi emekçinin bayramını kutluyoruz.
kötü şarap yüklü bir adam,
iskele sokağında ve kaldırım suratlı.
karanlık binaların cephelerinden
doyurur her gece aç karnını.
sarhoşluğu taka poyrazına benzer
ucuza dağıtır saçlarını
beni bu sularda arama, çoktan vurdum sahile
şimdi ince elekten geçmiş bir kum tanesiyim.
gözlerimde en ince bellisinden, bin deniz kızı
vazgeçmişim her şeyden, onların peşindeyim.
ne güneşin batışı umurumda ne de bulutun kızılı
ikimizin arasında kalmalı tüm yaşadıklarımız
kimseler bilmemeli gece gündüz seviştiğimizi
yer sofralarında yemek değil açlığımızı yediğimizi.
en erken açılan pencereden çiçeklere su verdiğimizi
ikimizin arasında kalmalı tüm yaşadıklarımız
kimseler bilmemeli, bizim en çok ne sevdiğimizi
leylekler ölmüş, mevsimler bitmiş.
güneşi kanatlarına almış yağmur kuşları.
beraber saklanmışlar gecenin koynuna.
sen neredesin?
bu benim ilk perişan oluşum.,
öyle uzaklaşmalar olur ki bazen
dilim dönmez, şimdi anlatamam.
buhar olur, uçar gider
aramızdaki aşk denizi.
önce gözler izlemekten yorulur,
sormazlar bile nereye gittiğimizi.
ANTOLOJİNİN BÜTÜN ANNELERİNE:
Yarın sabah erkenden, belki çoğunuz uykunun ve sabah düşlerinizin vazgeçmesi zor mahmurluğunda iken yada pazar sabahı çayınız ocakta yeni dem tutuyorken..
Kapınızı çalacağım erkenden...
Elimde en taze kırlardan toplanmış bir demet çiçek olacak...
şiddetin ölçüsü, ayarı bozuk
kantar üstünde.
dört koldan sarılmış, bir yürek sıkıntısı.
sallandığı salıncaktan düşer bir çocuk
dizine saplanır, bin çakıl taşı.
ışığı yakalanmamış yıldızlardan gelir
uzun bir geceydim, karanlıklarım kan kokulu
süzülüp geliyordum.
karanlıklar içinden ışıklara doğru.
çığlıklar duyuyordum,
yaşamın her soluğunu benimle paylaşacak onlardı.
ben sadece ağlıyordum.
Tutukevimdeki tüm tutuklular!
Hanginiz bulaştırdı gümüş tozunu,
Deniz kızlarının yüzgeçlerine.
Şimdi doğmayacak yakamozlarında
Hırçın dalgaların




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...