usta; daha sazını indirmemişti duvardan,
vurmamış tellerine ki şöyle bir dinleyeyim
dinlerken kendimden geçip, inleyeyim …
“zülüf dökülmüş yüze aman, kaşlar yakışmış göze”
…..
Bayram sabahına en erken saatte uyanmak için, çalar saat zilinin “hadi uyanın bakalım, bayram başladı” makamında, bugünden ayarlanması gibi.
Kadının aceleyle topladığı yatak çarşaflarını, gene aceleyle pencereden silkelerken göremediği, geceden çarşafta kalmış saç tokasını aşağı düşürmesi gibi.
Erkeğin, bir yandan pencereden çarşaf silkelerken öte yandan da “dikkat et bari, kesme yüzünü” diye seslenen karısına.., “tıraş olurken konuşturma beni, gene kestireceksin yüzümü” demesi ve sonra “ahh..” diye çığlık atması gibi.
bir yerlerden tanıyorum,
köşeye saklanmış kız çocuğunu.
elden düşme....,
mutluluklar.
bir başıboş gibi balon uçuyor
İçi aşk kokan her şehir İstanbul ise.,
içinden hüzün taşan her şiir eylüldür…
...
/günün bütün renkleri kaybolmuş olsa..,
"hiçbir şeyi” düşüneceğim o sıfır noktasında..,
eğer ruhuna kezzap gibi dökülen sözcükler kullanırsam beni affet şiir
inan ki yüreğim cellatlarıyla boğuşurken.,
dilim o an fırsat bu fırsat diyecektir…
/olur ya yağmur., topraktan bulutlara doğru yağarsa/
“rüzgar tanrısı nefesini tutuyordu ama,
ödenmemiş hesapların pusulaları uçuyordu havada.”
çöl sarısından üzerine deniz dökülmüş şehirlerin ortasına
bir martı gibi süzülüversem güneşi taşıyan kanatlarımla
piyanosunun başında sırtından bıçak yemiş bir piyanist:
güzel zamanların en seçkin melodileri dolacaktı kulaklarımıza
teskere muhteviyatı böyle olsun diyecektik sonraki zamanlara
derken rüzgar gibi bir takvim kuşu uçup geçti yanımızdan
notasız melodilerin sessizliğini dalgalandırarak kanatlarından
sen bu yokuştan aşağı saldın mı saçlarını.
tanıdık bir cam parçası gibi.
bir daha toparlanmamak üzere
hiç dağıldın mı.
en susuz yangınında akıyor muydu çeşmen.
üçyüzellidokuz derece uzakta kalmak gibi.
günde bir soluk yakalanmak güneş ışığına
dalgaların ortasında.
içi renklere ve heyecanlara kapalı bir çember,
pergelin sivri ucu tam saplanmış yüreğime.
bir kalyon yelkeni gibi dünyanın tam orta yerinde.
seni arkamdaki dar ve ağaçlı yolda görüyorum.
yüzünü saklıyor ve çok ağlıyorsun.
göz yaşların dolaşıyor ayaklarına.
gidip gitmemek arasında
doğum sancısı çeker gibi
canını çok ağır acıtıyorsun.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...