/şöyle elimin tersiyle aralamaya kalksam, dört yanımın karanlıklarını/
sana bu satırları,
son basamağından yazıyorum, bodruma inen hayat merdivenlerinin
ışık öyle kör ve tavanda örümcek ağları, yani bir kat altındayım yerin
ama daha ölmedim, inan ölmedim korkma, benim amacım çok başka
Say ki.., çok ağır sensizlik nöbetindeyim…
....,
tabelası düşmüş sokakların köşebaşlarında çıkıversen karşıma
mesela çiçek., balık ve anason kokulu bir Beyoğlu akşamında…
(…sen, seni en heyecanlandıracak düşleri beklerken
bazen kabuslarını da alır yanına gece ve öyle gelir ya üstüne-üstüne
sık ağaçların dalları, sarmaşık gibi düğüm atarken boğazına-yüreğine
kaçamadığın çığlıklara benzersin ya, gecenin içinden…)
ama ben hiç öyle değilim şimdi canımın içi.
dün en çok hangi şarkıyı sevmişsek seninle, şimdi gene onu dinleyelim
bütün notalar arkamızdan seslenirken, biz denize aynı sokaktan inelim
kaldırım taşlarına merhabalar, arasında biten otlara sevgiler gönderelim
dün neresinden sevdalanmışsak yaşama, ona gidilecek yollara düşelim…
/..zamanın dün halinde, çok sevdiğimiz şehirdeyiz seninle
elleri sıcak bir şehir olsun burası,
ilk gördüğün bir kadınla, insanlığa inanır gibi ilk aşkını yaşadığın.
bir ülke olsun yada sevmesin karanlığı,
sırtından yediğin kurşunla, toprağına yüzükoyun uzanmadığın.
yeryüzü olsun burası.
dünya kadar büyük masanın etrafında toplanmıştık, çok kalabalıktık
her birimiz sanki ev sahibiydik, ama daha önce hiç karşılaşmamıştık
yabancı yüzlerin yalancı baharıydı, dudağımızda açan gülümsemeler
okunamayan alın yazılarının, kendi kalemimizle yeniden yazılmasıydık.
zamanın aydınlığı gösterdiği zamanda ve aynı masa başında
Duydum ki;
Yaşı seninle yaşıt komşunun kızına, ‘hele bir savaş çıksın, babam babanın boynunu keserken ben de sana tecavüz edeceğim’ demişsin … Oysa o kız henüz öpüşmesini bile bilmiyordu. Ve sen bu sözlerinle onun küçücük yüreğine, öpüşmek tadından evvel ırkçı belanın yüz kızartıcı sicilini işlemişsin ….
***
ben de dünyayı bu yaşlarımda aldım, iki çocuk elimin avuçları arasına
bir şafak kızıllığındaydım,
potemkin güvertesinde, bütün topların aynı anda patlamasıydım
.
şafak kızıllığında sevmek seni canımın içi,
seni sevmek tepeden-tırnağa, katıksız ekmek gibi sevmek memleketi
bir türkü:
“çift jandarma geliyor lo, kaymakam konağından ….”
Sordu sırtımda şaklayan kırbaç, en ıslıklı sesiyle
kimden doğurdun bu bileklerindeki ip izini, söyle.
uçurtmam kaçmasın diye annem bağladı diyemezdim ki
bundan sonra
hiç bir şeyi takmayacağım kafama
ne havanın soğuğu
ne de sıcağı bakışlarının.
yakasını zaten kaldırmışım paltomun
bağrım dünden çırılçıplak.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...