yasak olan sen değilsin, seni sevmek ve seninle sevişmek de değil
bir sabah rüzgarı olup sere serpe esmek, açık denizlerden saçlarına
mekansız bir dansın heyecanı gibi, saçlarının karışması sakallarıma
bize aşina dalgalarla, kimsesiz bir güvertede çizerek yalnızlıkları
yapıştırmak değil karanlıklara, adı bilinmeyen yıldızları.
kimsesiz ahşap konaklara bin yangın verip, bir kıvılcım bile almamışım
rayların üstünde bağrım çıplak, vatmansız tramvaylara parçalanmışım
onun için ben aldırmıyorum sen de aldırma, gecenin ayazında
sakallarıma düşen yağmur damlalarının, buz tutmuş olmasına
birazdan güneş doğar, bu da geçer nasılsa…
bukalemunlar ve üç maymunlar ülkesinde….
…,
/bahar parkının kış köşesinde, sicili bozuk bir mantar tabancası patlar/
-Bana güzel bir şey söyle.
-Seni seviyorum.
...,
Sen, sana söylenmiş bu sözcükleri alıp önce göğsüne bastırıyorsun,
/üzerine eski bir gazete örtülmüş, kim vurduya gitmiş ölü nerden bilebilsin
üstündeki gazetenin bir köşesinde, mutlaka yazılı olduğunu ölüm sebebinin/
ölüm gibi yağıyordu kurşundan yağmurlar, saklanacak siper bulamıyordum
delik-deşik olmuştu bütün ışıklar, karanlık gözlerimi vurmuş göremiyordum
korkmadım desem içi yalanla dolacak, bir dehlizin çivili duvarına yaslanarak
kör bir celladın
yağı kurumuş urganını, ilmek-ilmek iğnesinin deliğinden geçirerek
boynundan yırttığı yaşamları, yırtıldıkları yerden yeniden dikerek
yeni bir güneşin doğum müjdesini, mahşere bıraktığı son veda saatidir.
sorar bir ölü
/ gökyüzünde, çift kanatlı bir pencere, ışığı yanıyor içeride.
bir çocuk, dünyayı çiziyor pergelle, küçücük elleriyle.
bir ağaç yerleştiriyor dünyanın üzerine, yaprak şeklinde
derken bir rüzgar hafiften esiyor, o yaprak düşüveriyor yüreğine.
çocuk bırakıyor pergeli, kağıdı, kalemi elinden ve kalkıyor masadan.
bu şiir,
aynı kökten boy veren çiçekler ve dikenlerin kısa hikayesidir.
.....,
üst üste koyup gece yarısı, en derin olan ile en doğru bakışı
uzat bana ellerinden bir kere öpeyim
ne kınasına bakayım ne nasırına
sadece öpüp bir kere yüzüme süreyim.
sen de anlat bana avucundaki derin çizgileri
ben dinleyeyim.
ellerim yanmadan.
kaybolan yıldız gibi Samanyolu içinde
belki en güzel mavilikte dalgası bu denizin
şimdi hangi okyanusta, kim bilir nerede
papatya gibi,başı eğik kır çiçeği sanki
daha çok yanmamış bir gelincik rengi
kaybolan yıldız çiçeği gözlerimin içinde.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...