Göç zamanları dışında kalmış göçmen kuşların koro halinde söyledikleri şarkılar., ağaçlarının yapraklarını döken bahçe manzaralı sahnelerimizin kapalı perdelerine kulaklarımızı dayadığımızda., sıcak iklimlerin mavi göklerinde kanat sesi olarak çok uzaklardan duyulmaya başlarken ….
. ,
Acısı bol - tadı az - üstü boşaltılmış sofralardaki parmak boyu ikramların dışında.., günümüzün masum., hüzünlü ve biraz da sonbahar parkları gibi kimsesiz güzelliğinin., aydınlık yarınlarda karşımıza çıkması umudu kaf dağının arkasında değilse de üstüne kırk kilit vurulmuş kapılar ardında saklanırken …
. ,
Biz takvime ve saate bakmadan penceremizin önüne geçip kendi sessiz maviliklerimizin dalgalarına kulaç atmaya., derin karanlıklarına olta sallamaya devam edeceğiz...Tuz yakıyor diye ağlaşmayan gözlerimiz ve illa ki bütün kapıları ardına kadar açık cesaret yüklü yüreklerimizle...
. ,
açılır kapılar ..... ,
su damlacıkları coşkun sel olup dışarı taşar
her bir damlanın ışığı ., kendi içinde saklıdır
fonda yükselen ses ise., bir çocuk şarkısıdır…
böyle yazar umudun el kitabının ilk sayfasında …
. ,
Geldik bu falda da papatyanın son yaprağına …
Ama ben zaten biliyorum canımın içi
Senin de benim gibi çok sevdiğini .,
memleket türkülerini...
.
(bir doğum günü sabahında)
TREN., DAĞLARIN ARDINA DOĞRU YOL ALIRKEN
Kişiye özel yüzyılımın son çeyreğine bir adım kala
ve çoğul'lardan tekil'lere giderek kısalırken istasyonların arası..
Çocukken., pencereden gördüğüm dağların görülemeyen ardını
TUTUKLU SEVDALARDAN ...
.
Bu mektubu bütün tutuklular adına ., rüzgarın sevda ve telli duvaklı hasret yönünden estiği her mevsimde ., bir güvercinin kanadına saklayarak ya da rengarenk bir uçurtmanın kuyruğunda gönderiyorum...
Üzerine 'görülmüştür' damgası düşmesin diye....
. . .
‘ipinden kurtulan bir topaç dönerek düşer .,
sek-sek oyununun çizgileri içine’
. . . ,
ah canımın içi . . ,
şöyle çevirip başımı geriye ., baksam sabahın ilk saatlerine...
göremesem bile bilirim ki
İnsaniyet adına şimdi gecedir…
Güneş yeniden doğuncaya kadar teslimiyet hükümleri geçerlidir…
.
Oysa ne kadar güzeldik., vitrin süsü çiçek gibi.,
rengarenk afişlerinde masumiyet dünyasının...
Duvar arkalarının sevişme sesleri karışırdı., gece kuşlarının ötüşlerine
Çocukken., pencereden gördüğüm dağların görülemeyen yüzünü
‘en uzak’ sanırdım… Oysa başka uzaklar da varmış…
Tutamadığın eller., bakamadığın gözler., duyamadığın sesler gibi...
Büyüdükçe anladım., gerçekleşemeyeceğini bildiğin hayaller gibi...
. . . ,
--- bir yakamoz düşer gözlerime...
Düşünüyorum da bu çocuk nasıl çıkmıştır dünyanın en tepesindeki
bu yalçın ve yüksek kayaların üstüne... Üstelik hiç yol olmadan ve
üstelik çırılçıplak... Oysa uyanmayı beklemeden., kalemi tutuşundan
tanımalı ve benmişim demeliydim… Oradan lacivert karanlığındaki
yıldız-yıldız gözlerle gökyüzüne bakan çocuk meğer benmişim...
UYKU SAATİNE RAĞMEN . . .
.
Bir yerde olay yerinden naklen yayını gerektirecek önemde bir olay olmuştur… TV kanalı da anında naklen yayın ekibini ve muhabirini olay yerine gönderir…
. ,
Haber sunucusu ya da kurucusu ., stüdyodan olay yerindeki muhabirle canlı bağlantı kurar ve gördüklerini., orada yaşananları anlatmasını ister…
Yüzü ekrana yansıyan muhabir., stüdyodan bu talimatın kendisine ulaşmasını beklerken birkaç saniye suskun kalır ve talimatı alınca da gördüklerini ve orada yaşananları DEFALARCA VE DEFALARCA (kimi sözcüklerin yerlerini değiştirerek) ANLATIR…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...