Hikayeleri aydınlıklardan saklanan kavgalar., gün karanlığa döndükten sonra
bir kuşkonmaz dalı üstüne konmuş gibi sallanarak yaşanmaya başlar…
Gözlerden uzak., orman içi bir kulübede gibi…
. . .
Bazen en alt perdeden bir ağır yel eser., dalgalandırır sakin denizleri
Uyanır içindeki cevapsız soruların., uyku tutmaz hesap verme sesleri…
.Yedi-sekiz yaşlarımın orta dalgadan yayın yapan “Türkiye Postaları-Ankara radyosu” saat gece yarısını buldum dediği an yayınını sonlandırır, istiklal marşını dinletir ve “hadi bakalım herkes yatağa” komutunu verirdi. Bu komutla beraber sokağımızın karşı sırasındaki apartmanların ışıkları teker teker söner, manzaramız dahilindeki Ankara çanağı da, dibi is tutmuş tencere gibi kararırdı...
Bu manzara, (çok sonraları bir şiirime giriş dizeleri olacak olan) sadece kuru ekmekle beslenen ve ismi muhtemelen düldül olan çelimsiz ve yaşlı bir atın çektiği arkasında sac kaplı bir kasa olan ekmek arabasının ve A.O.Ç marka süt şişeleri ile dolu eski kamyonetin sabah ezanından hemen sonra servise çıkıp, mahalle bakkalının önünde durduğu saatlere kadar hicri takvimin on bir ayı boyunca hiç değişmezdi...
.
Ama on ikinci ay gelince…
Ne bileyim işte, birden bire her şey çok farklı olur, renklenirdi...
Fuayedeki ayaklı küllüğün içinde dumanı tütmekte olan filtresiz Yeni Harman sigarası., aynı küllüğün ayağı dibinde dumanı tütmekte olan Birinci sigarasına yandan ve alaycı gözle tepeden bakarak seslendi..:
---Hadi gene iyisin.,seninki bu sefer ezmedi ayakları altında seni...
Birinci., Yeni Harmana yanıt vermedi... Dumanını daha da tüttürecek şekilde derin bir iç çekti... Gözünün önüne., sahibinin gömlek cebindeki paketlenmiş haliyle, komşu mahalleyle yapılan delikanlı bir kavganın sustalılı-muştalı kavga sahnesi geldi... Mevzu bir kız meselesiydi galiba... Ne gündü be…
Eskiden sinema fuayelerinde ., üstünde “PEK YAKINDA” yazan bir pano içinde bir film afişi asılı dururdu... Ama bazen o panodaki afiş asla oradan alınıp ., üstünde “BUGÜNKÜ PROGRAM ” yazan ön vitrin panosunda kendine yer bulamaz ve ”acaba ne zaman” diyerek beklenir dururdu...
. . .
Yasaların bir işe yaramayıp uygulanmadığı., cezaların caydırıcı olmaktan çok., tatmin edilmemiş aç duygular için adeta teşvik primi olduğu günümüzde., asırlardır kırılamamış zincirlerin nasıl kırılacağı., şiddetin nasıl önleneceği hala bir bilinmezken ...,
.,
El-etek öpülesi olarak sadece başkanları., padişahları., haşmetlileri ve protokol piyonlarını görme alışkanlığını sözde kültürel bir değer olarak bilen ve sırf bu nedenle de ümmet görüntüsünden kurtulamayıp bir türlü millet olamayan bir toplumun fertleri olarak kutluyoruz (!)
İSTİSNASIZ HEPSİ BİRER EMEKÇİ VE DOĞASI GEREĞİ HEPSİ BİRER ANNE OLAN KADINLARIMIZIN VE DÜNYA KADINLARININ GÜNÜNÜ ... …
ÖZETLE...
.,
Sokak lambasının ışığı altına iki gölge geldi…
Önce sarılıp-öpüştüler…
Sonra ne olduysa itişip-kakışmaya başladılar…
ÖZLEMİN DAYANILMAZ TADI
Galata-Ticaret han günlerine …
.
Dar han kapısının iki yanına sıralanmış hırdavat malzemelerinin arasından geçip geniş avluya inen merdivenlerin başında durdum… Uzun yıllar öncesinin mesai bitiminde gecenin karanlığı başlarken bakımsız., asırlık tuğla örülü duvarlara sinmiş kızarmış balık ve anason kokusunu içime çektim… Ve giderek sarhoşlaşan keyifli muhabbetlerin kulak ve yürek dolgunluğu ile dizlerimin üstüne çöker gibi oldum…
. ,
Ve saatler sonra doğruldum …
Var oluşun farkına varılmadan rüzgâr gibi geçer o saltanat yılları…
. ,
Korkunun yalnızca ismi varken., cisminin kol gezmediği o havalarda
önce çocuk olduk., düş saraylarının sınır tanımaz eğlence parklarında…
Süt kokan nefeslerin rüzgarları., dans eder gibi sallardı boş salıncakları
o bahar yıllarında kilit tutmuyordu., düş saraylarının bahçe kapıları…
SAHİ., ONLAR NEREDE ...
kapı çaldı.,
gelen çocuklardır dedim mutlaka., bayram ya…
evet., gelen birkaç çocuktu...
(oysa daha çok değiller miydi geçen bayramlarda)
Adam., rüzgarlı havada sahilde yürüyordu…
Birden rüzgarla havada savrulan bir kâğıt parçası önüne düştü…
Adam eğilip kağıdı aldı…
Ve çok şaşırdı…
Kağıdın üstünde kendi bestelediği bir şarkının notaları vardı…
Gülümsedi…
Adam., rüzgarlı havada sahilde yürüyordu…
Birden rüzgarla havada savrulan bir kâğıt parçası önüne düştü…
Adam eğilip kağıdı aldı…
Ve çok şaşırdı…
Kağıdın üstünde kendi bestelediği bir şarkının notaları vardı…
Gülümsedi…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...