Adam., rüzgarlı havada sahilde yürüyordu…
Birden rüzgarla havada savrulan bir kâğıt parçası önüne düştü…
Adam eğilip kağıdı aldı…
Ve çok şaşırdı…
Kağıdın üstünde kendi bestelediği bir şarkının notaları vardı…
Gülümsedi…
/şöyle çevirip başını baksan., günün yeni doğan saatlerine/
bir topaç dönerek dans eder., çocukluk sokakları içinde.,
tebeşir tozlu ellerle çizilmiş., sek-sek çizgilerinin üstünde...
oyun., oyunla bozulmaya başlamadan önce...
. ,
Duydum ki.. ;
Yaşı seninle yaşıt komşu kızına, ‘hele bir savaş çıksın.,babam babanın boynunu keserken ben de sana tecavüz edeceğim’ demişsin … O kız henüz öpüşmesini bile bilmezken., sen bu sözlerinle onun küçücük yüreğine., öpüşmek tadından önce ırkçı belanın yüz kızartıcı siciliyle korkuyu işlemişsin...
* * *
oysa ben bu dünyayı senin yaşlarındayken aldım ellerimin arasına...
öyle sevdim .,öyle okşadım., hiç aldırmadım coğrafyasının havasına
PÜRTELAŞ. . .
.
Bir ‘varoluş’ canlandırması için bütün zamanlara ait fotoğraftır….
Gün doğumuna ayarlı rüzgâr gülünden esen dayanılmaz bir heyecanla
son satırının mürekkebi kurumadan akşamdan kalma hikayelerin
binlerce ayak sesinin vurduğu dalgalarla uyanır, iskeleler de vapurlar
Birazdan düğmeyi çevirip beklemeye başlayacaksınız... Parlak., yeşil renkli göz lambası önce kendini hafiften belli edecek., sonra da giderek ışıldamaya başlayacak...
Siz de dikey frekans çubuğunu milimetrik hareketlerle oynatıp ses dalgalarını en doğru noktada yakalamaya çalışacaksınız... Ve sonra spikerin o hiçbir zaman uykuya yakalanmayan berrak sesi size müjdeyi verecek...
. ,
“Sayın dinleyicilerimiz., burası orta dalga üzerinden yayın yapmakta olan Ankara radyosu..Şimdi Muzaffer Sarısözen idaresindeki Ankara Radyosu yurttan sesler topluluğundan beraber ve solo türküler dinleyeceksiniz.”...
.
Ben de bu arada havagazı ocağında demlenmekte olan çayı kontrol edip hemen yanınıza geleceğim... Hadi bakalım sıradaki türkü 'hepimizin' olsun...
O sabah gözünü açtığı zaman gördüğü her yer., eşyalar-insanlar-sokaklar-dağ-tepe ve tabi denizler ve elbette gökyüzü ile bahar müjdeleniyordu sanki... Güneşin gözünü kırparak gülümsemesi ise biraz hazırlıksız yakalandığını hissettiği bu yeni mevsimde yanında daimi bir yoldaş bulacağının güvencesi gibiydi...
. ,
Randevu yerindeki meydan saatine göre ayarladığı kolundaki saate baktı ve dudağında sevdiği bütün melodilerin ıslıklı potpurisi ile hazırlanmaya başladı… Saçlarını her zaman olduğundan daha da özenle taradı... Takım elbisesinin içine en çok yakışan gömleğini giydi., kravatını bağladı... Yakasını-paçasını düzeltti ve kendisini boy aynasının karşısında defalarca boydan boya gözden geçirip son kontrol üstüne son kontrol yaptı...
. ,
Evet gün bugündü... Saatine bir daha baktı... Randevu Zamanına henüz bolca vaktinin olması ile rahatlayarak ayakkabılarını giydi... Kapıdan çıkar çıkmaz da yüzündeki gülümsemeyi., kendisine hala göz kırparak bakmakta olan güneşle paylaştı...
. ,
-sütten kesilmeye çalışılırken ülkemin bereket anaları...
,
/ortalık toz duman...
görmüyor musun., kan renginde yağıyor yağmur
ağaçların köküne uğursuzluk düşmüş., kuruyor dallar/
. ,
bilir misin., ne ağır mahpusluktur kalafat yerinde tekne olmak
şehvetle pusuya yatmış., dalga-dalga denizlere sırtını dönmek…
. ,
derinden iç çekilir.,
beklersin gelmez hep bir yürekten., heyamola-heyamola sesleri.,
'diyelim ki takvimler yaşanmamış yarınları gösteriyor.,
bir çağ bitmiş yerine bir başkası başlıyor...
her kadeh kaldırışında gözlerin düşüyor beklediğin yere
ama korkudan duvardaki saate bakamıyorsun bile
saat kaç oldu diye...
yenisi yanıyor sigaranın., küllükteki son nefesini vermeden
İsrail’le öpüşe-koklaşa muhabbet ettiğimiz bugünlerde bir Türk turist kafilesi hangi akla hizmet etmişlerse İsrail’e turistik bir gezi yapmışlar. Neyse ki her şey yolunda gitmiş, bir vukuat olmamış. Ve bizim “turistikler” dönüş için Tel Aviv’in Ben Gurion havalimanına gelmişler. Ancak ne olduysa bu havalimanında, uçağa binmeden önce yapılan son kontroller sırasında olmuş…
Turistiklerimizden Mustafa Teke isimli şahıs, dedektörün bitmeyen sinyallerine takılı vermiş. Elle yapılan üst baş aramaları da sonuç vermeyip, dedektör ötmeye devam edince bizimkini özel bir odaya almışlar.
Ve elle üstünü başını aramaya niyetlenmişler. Bizim Mustafa Teke, soyadının hakkını vererek epeyce inatlaşmış “elletmem” diye. Tabi bir yere kadar. Gene bir şey bulamayan polis dedektörün hala ötüyor olması üzerine bu defa “pantolonunu çıkar” diye tutturmuş.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...