--- Dünler öncesinde yaşanmamış her sabah gibi…
Sabah çok erken kalkıp., gümüş bir bıçak gibi parlayan Arnavut kaldırımı-erguvan pembesi bir yokuştan aşağı yan yana denize doğru yürüyoruz… Sanki ellerimiz arada birbirine değermiş gibi., dudaklarımızda çocuksu ve saklı bir gülümseme…
. ,
Biliyoruz her gün gibi bugün de zaman çok hızlı akıp gidecek… Anne-babaları boğaz seferinde kılavuzluğa çıkmış yavru martıları besleyip., onlara bir sevda türküsünün nakaratını ezberletelim derken bir de bakacağız ki akşam oluvermiş… Ne güzel değil mi…
. ,
Şimdi İstanbul’un yağmur mevsimi...
Kocaman yaz günlerini ., gökyüzünde yağmur bulutları gözlemekle boşa tüketen İstanbul'da... Şimdi yağmur günlerinin puslara sarılmış dumanlı havası içe dönük çok yönlü bir heyecan fırtınası estiriyor... Denizin rengi bildiğimiz deniz mavisi değil., gökyüzü de öyle … Martılar kanatlarını hangi maviye çarpacaklarını bilemiyorlar... Mavi yok… İnanır mısınız... Koskoca şehir mavisini kaybetmiş., renksizlik tufanının salıncaklarında sallanmayı bekleyen kimsesiz çocuklar gibi... Ama salıncaklar da yok... Baharın kenti İstanbul belki erguvan pembeleriyle açık nikah günlerine kadar., renksiz kör köşelerin ayyaşı olacak...
. ,
Bu saatler., iki duble rakı için erken midir...
. ,
Şimdi İstanbul’un yağmur mevsimi...
Bir kuşun uçuşu geçer yüreğimin içinden., yağmur yağar
Hüzün göz yaşı olup akar., gözlerimin kuru pınarlarında…
Ve dolar kanat sesleri çırpınarak., ıssızlığın boş odalarına
Çaresizlik bir derin hüzündür çığlık çığlığa., yağmur yağar
Boğaza bir yumruk düşer- ‘muhabbet’ biter., yağmur yağar...
Biz şimdi bir gün öncesindeyiz... Sabah çok erken kalkıp, kırlarda
karınca yuvalarına giden bütün toprak yolları ekmek kırıntıları ile döşeyeceğiz... Bu arada belki ellerimiz de birbirine değecek ama
o an sadece gülümseyeceğiz... O kadar işte...
. ,
Biliyoruz., zaman çok hızlı akıp gidecek... Farkına varmayacağız havanın karardığının... Fırsatını bulursak yuvadan bakışlarını uzatan yavru kuşların başlarını okşayıp., onlara koro halinde türkü söylemesini de öğreteceğiz... Ne güzel değil mi...
. ,
bu şiir,
aynı kökten boy veren çiçekler ve dikenlerin kısa hikayesidir...
yarının büyüklerine kendi ölümlerini yaşatmanın hikayesidir...
. . . . .
üst üste koyup gece yarısı., en derin olan ile en doğru bakışı
gerdeğe sokmuş bizim sokağın bilgesi., felsefeyi ve mantığı...
----aşağıda sonsuz deniz-biz dağ başında feneriz...
. . . ,
/inanıyorum sen de seversin benim gibi
bir dinlesen çığlıklarını deniz kuşlarının/
Suyu çekilmiş nehirler boyunca yürüyorum
tuz çölüne dönmüş denizlere doğru...
yağmur takviminin kurumuş bütün yaprakları
bu uzak sesler., ucu yanık hasretlerin çığlığı…
.
onları.., fıskiyeli süs havuzu gibi bir yaşamın özlemiyle çiçeksiz bahçelerde., kuru toprak üstünde aydınlığa doğurdu anaları …
bilemediler özlem ve sevgilerinin., bir gün esaret sebebi olacağını yaşama., insana., memleket ve hürriyete…
. ,
işte bütün bu çocuklar onun için öğrendiler türkülerden önce
karanlık gecelerde topladıkları yıldızlardan., güneş yapmasını...
dökülenleri yerlerine asıp., sararan yaprakları bahara boyamasını
YAŞAMAK GÜVERCİNLERLE., TURNALARLA . . .
.
Hani olur da “belki şehre bir film gelir., mevsim değişir” diye bir nefeste çıkıyoruz merdivenleri… Çürümüş ahşabın havamıza ağıt yakan melodik gıcırtıları eşliğinde …
Ama bir yandan da duygularımızda top mermisi gibi patlayan ve heyecanı yüreklerimizi titreten dizelerle …
Yaşam bu… Biliyoruz ki Truva atı da evrimleşti…
Sevdalarımızın uçsuz-bucaksız bahar bahçeleri
Gün gelir nasıl da gölgesiz çöllerde hayale döner
Ucu zehir dokulu zıpkın alınca Eros okunun yerini
Yıkılmaz denilen köşkler., dumanı tüten enkaza döner




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...