Dersim
Dağların kadim sessizliği o yıl başka türlüydi.
Sanki her kaya, her toprak parçası, göğe kapalı bir sır gibi
içinde saklıyordu 1938’in karanlık sesini.
Dersim, o günlerde yalnız bir coğrafya değildi;
Bir Masada Oturuyorum
bir masada oturuyorum,
masa ıslak, sigaram sönmüş,
kendimi düşünüyorum,
yani seni,
yani kendimi sana benzettiğim o anı.
“Bir Şey Eksildi”
Bir fincan kaldı masada,
soğumuş.
Sen gittin ya
süt kabardı, kaşık sustu,
Herkes biliyor artık seni sevdiğimi,
ama sen,
sen hâlâ duymuyorsun kalbimin yankısını.
Sesim, senin suskunluğuna çarpa çarpa eksildi,
adını söylerken bile kırıldı dilim.
Bütün şehir anladı,
Bir martı çığlığıyla başladı gece,
Boğaz, içime aktı usulca.
Sen, Galata’nın taşlarında yürüyordun,
Ben, gözlerinde bir şiir arıyordum.
İstanbul,
Bu Yaşamak Değil
Bu yaşamak değil, uzun bir ölüm belki,
Gözlerimiz cam, kalbimiz paslı bir kilit.
Bir kentin yorgun soluğu sürünüyor içimizde günler,
Ve biz her sabah aynı ekmeği bölüyor,
“Bilmiyorum Dedim"
Seni bin kere sordular bana,
“bilmiyorum” dedim.
Sanki bilsem dünya bozulacaktı,
nehir geri akacak,
Aşağıdaki metin Ahmet Telli’nin imgelerle kurduğu kırılgan direnç, içe dönük sızı, sessiz toplumsal yaralanma ve yalın-yoğun dize karakteristiğine öykünerek oluşturulmuştur. Ona ait değildir; yalnızca poetikasından ilham alır.
Bilseydim
Bilseydim
rüzgârın omuzlarında böyle ağır taşıdığını akşamları,
Gittin.
Bu ülkede bir şey daha eksildi
kimse saymadı.
Bir sevgiliyi değil,
bir ihtimali terk ettin.
Omuz omuza durmayı,
Biraz Sen, Biraz Hiçlik
Bir masanın üstünde duruyor adın,
yanında bir fincan kahve,
birkaç kırıntı,
ve ben.




-
Veysel Narman
Tüm YorumlarŞair kardeş şiirlerin,de daima birleştirici olmanı türk milletinin inaçlarına saygılı kelimer sarfetmenizi arzu ediyorum yeteneklerinizi doğru kullanırsanız inanıyorum çok güzel şeylere imza atarsınız sygılar