En ücra köşelerinde gezmek vardı sen denen şehrin.
Keşfetmek cennet denen yerin her yerini.
Fakat azdır düşünmek seni, azdır.
Üniformamı çıkartıp astım askıya, şimdi sadece siyah beyaz ustüm başım.
Hiçbir devlete bağlı değil bu ordu, fakat hâlâ savaşmaya hazır.
Soğuğu donarken farkettik.
Canımızı bedenden çıkarken.
Oysa görüyorduk, duyuyorduk,
Ama gözü açık uyuyorduk.
Yaramızı yakarken farkettik.
Kırılırım diye korkuyordu bardak,
O yüzden hiç inmedi dolabından.
Bir gün attılar eskidi diye çöpe,
O gün anladı ki kırılan kemik değilmiş.
Yorulurum diye çıkmadık yola,
Herkesi soğuttuktan sonra kendimden,
Kendimide soğuttum kendimden.
En rahat uykusunu uyuyacağım bu dünyanın,
Söyleyecek sözlerim bittiğinde.
Ne çok sebep var ağlamaya, ne gülmekte henüz erken.
Şiirler kazıyorum aklımın duvarlarına,
her yer kan.
Gözyaşı değil şu gözlerimden bakan.
Ağzıma kadar aktı sözcüklerim,
bir ağız dolusu dökülmüş can.
Dikişli yerlerimden söküldü sükûtum.
Bir çocuk ağlıyor şu evde,
Şu evde işte şu.
Görüyor musun?
Bağırıyor avaz avaz, yırtınırcasına,
Sesini duyuyor musun?
Seller alıp götürüyor ne var, ne yoksa.
Buna da şükür.
İşte bu günde karnımız doydu.
Hamdolsun.
Satamasakta emeğimizi değerinde.
Sağlığımız yerinde.
Tırnaklarımızın içi toprak.
Deliler gibi çalışmak istiyorum. Hiç kafamı kaldırmadan. Herkes ne söylerse söylesin. Birine bile aldırmadan. Sonuna kadar susmak istiyorum. Dibine kadar kazmak toprağı. Gecenin bir körüne kadar. Zıkkımın köküne. Bir ağaca asmak istiyorum ömrümü ama kararsız gibiyim.
Ve yine bir maden ocağı göçer ansızın,
Ezilir üç işçi, adeta üç salkım üzüm gibi.
Sarı, siyah ya da beyaz, farkeder mi rengi?
Yüzleri senin yüzün gibi.
Gece vakti yol ıssız, tecavüze uğrar körpecik kız,
Ağlayışında bir bebeğin öyle acı acı,
Geceleyindi ve ilkin biri keman çalıyor zannederdim.
Derdim, Tanrı müzisyen olmalı.
İlk adımlarıyla dansa kalkan sarhoş kardeşim.
Elinde çıngırakla bir bebek, gülerdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!