Haziran sıcağı, masada iki kadeh yalan.
Ben eski usul, yakası ilikli bir mahcubiyet,
Sen dersen, o dekolte şıklığınla bir içim su,
Yaz rüzgarını bile arkana almışsın, fiyakan yerinde.
Güya bu kördüğümü parmaklarımızla çözecektik,
Güya düzlüğe çıkacaktı bu çopur yol.
Oysa sen, o göz alıcı haklılığını kuşanıp gelmişsin,
Kelimelerin her biri namlu ağzı,
Bense; her darbene 'eyvallah' demekten içi kararmış
uysal bir kül tabağı.
Rakılar ısındı, buzlar eridi kaprisinden,
Söndü dipteki o eski hevesin feri.
Açtığımız o eski defter, iki yakamızı birleştireceğine
Dipsiz bir uçurum gibi açıldı aramızda.
Ne senin o biblo gibi duran gururuna yetti bu masa,
Ne benim ceketimin altına sakladığım o eski, yorgun sabra.
Anladım ki sen buraya tamire değil,
Çoktan kesilmiş bir cezanın ipini çekmeye gelmişsin.
Sonrası bir saniye, sonrası şirazesinden çıkmış bir dünya...
Sandalyenin o hoyrat, o çiğ gıcırtısı,
Çantanı omuzlayışındaki o buz gibi acele.
Gözlerinle içime bile uğramadan,
Kalktın,
Bahşiş gibi kaldım masada.
Murat Avcı Ozan
Kayıt Tarihi : 11.06.2017 10:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!