zamansızdır
ömrün ruh çiçekleri
her sabah ışığın renklerini kutsar yaşam
damla damla hârelenir nazlı nazlı havalanır
sevginin kelebekleri
kendi içinde bir oda saklar evren
mor ve turkuaz ışıkla duvarları titreşen
ay gibi yansır ışığı yalnızca hissedilir
ritmik fısıltıları uçuşur rüzgârların
ipek kanatlarında
uzayan günlerin son arifesinde son yılgınlık
üstünde hâlâ dumanı tüten bir mazinin
ıslak güncelerinde kederin
kırk boğumluk izi
uzayan günlerin son arifesinde son yılgınlık
üstünde hâlâ dumanı tüten bir mazinin
ıslak güncelerinde kederin
kırk boğumluk izi
umduğum ama kaybettiğim her şeyin boynumda
uyandım
sehpadaki porselen kuşlarımı öptüm
keyifsiz çiçeksiz menekşeme dokundum
kahve fincanlarını dağınık çay tabaklarını
topladım
usturuplu bir uykunun terkinden
kestirmeden bir rüyaya düştüm
o kadar şanslıydım ki
rüyanın içinde rüya vardı
küçücük bir ekrandan fantastik
bir dünya diyeyim yok yok
dingin
mevsimleri yutarak geldi fırtınalar
ürkütücü çığlıklarında kuzgun siyahı nehirler
karanlık sular içiyor içimizin kuraklığını
yağmura yaşa ant olsun ki
ruhumu çekip alacağım dikenli tellerden
erişilmeyen yollardan ulaşılmayan sözlerden
dilimi temizleyip rüzgâr kanadıyla savrulacağım
dağlara taşlara
gecenin ayazı vurunca
taş duvarlar kendi sessizliğine durgunlaşır
hayat esrik bir sancı çekilir kirpiklerime
savrulur hiçliğin ateşi
kırık pencerelerime
konak han değil kervansaray değil bu yollar
aceleyle uğurlarlar gelen geçeni
şu dağlar bu yıpranmış viyadükler
ne başkaldırır ne baş keser
ama onlar korkusuz
cengaverler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!