yaralı saksağan gözünden biriktirdiğim
yaprak ormanlarından gelen uğultunun
temposundan bestelediğim şarkının
nakaratına takılınca ayaklarım
düştüm
düşürdüm
eski bir çatı katının içinden
gecenin içine akan gölge gibisin
köşeye atılmış paslı bir müzik kutusunun kendine ağlayışına
şahit olan sıvası dökük duvarlar ise
yağmuru kim öteledi
kurudu yeşeren gözlerimin yasemin toprağı
farkında mısınız dışarıda bir yerlerde ölen kuşlar var
yürüdüğümüz yolların zamanın içinden geçen
dili tutuk mistik rüzgârların üfürüğü
gözlerimize mühürlü
bir duvar
sarmaşığının ıslaklığı istikrarlılığı üzerimde
hayat örümcek ağlarını örerken boynuma
tırmanıp duruyorum ulaşılmazlara
uzayıp gidiyorum yollarca
ruhu çekilir ellerimin
sızılı bir şarkıya döner bakışlarım
sedeften kuşları uçurur kalbim
meçhule giden bir yol açılır uzaklardan
sezgisel düşlere gebedir artık zihnim
ertelemek istemem
mezopotomya bereketliliğinden
nasıl çöl kuraklığına düştük
bizi kimler attı
çözümsüzlüğe
evde iki kedim var canım kuş beslemek istedi
bende kalemle iki kuş çizdim kuş dediysem
muhabbet değil biri güvercin
öteki tombul bir serçe
ağaçsız bir evde kuş olmazdı tabi
sepya renginin ulvi ağırlığını kucaklayarak
sarı duvarların eprimiş beyazından geçti gece
istinatlı duruşuyla rüzgârların öfkesini kırdı
pencere
düşün bakalım
daha önce kaç kez karşılaştık seninle
sen benim ellerimi ben senin gözlerini
hiçlikle şerbetlendirip tatlandırdım mı hiç
kevser ırmaklarını dudak dudağa
yudumladık mı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!