huysuz bir mevsimin ipini çekti rüzgârlar
geldi kapıma dayandı arsız uğultu
sürekli nefretle camları ırgalarken
taze çiçeklerimi
hırpalıyor
hüzünleri ve melankoliyi çoktan aştı dağlar ismail
yağmurların dilinde ıslak bir melodram
sıradan günlerin sıradan eteğinde
içleri boşalmış kuru kalabalıklar
gece
en zifiri dantelasını örttü üstüme
karanlığa ve yalnızlığa zor alıştı gözlerim
gökte gümüş bir tepsiden süzülür ay
mezarlarda ruhların fısıltısı
ve sisler ordusunun
duyumsuyorum seni
ipekten bir şal gibi boynuma saçlarıma dolanan
gecenin ıssızlığına düşen bir çığlık gibi
neden düşüyorsun birden aklıma
ne gereği var ki özlemin
sessiz sözsüz
ağır ağır ilerliyor günler
kimliksiz bulutlar yağmur eşliğinde
dur durak bilmeyen saatlerde
aceleci insanlar
ve
buruşturup attığım kağıtların soft kalabalığı
draması ağır yalnızlığın sonbahar günleri
ağır ağır geçen bulutsu zamanlar
bakın eyleme durdu
efsunlu düşler
yağmurlu yüklü bir buluttum
fırtına çıktı rüzgâr biçti savruldum dağa taşa
damla damla aktım kurak toprağa çöle
kendi halimde hâlden hâle
düştüm
kimse üstüne almasın
ağladıysam bulutlar için ağladım
siyah beyaz resimlerin kasveti hep üzerimdeydi
biliyordum yalan dünyanın renklerindeki
o ışıltılı aldatıcılığı
gökyüzünün yumuşak yatağı bulutlarsa
yeryüzününki de topraklar
doğaysa yeryüzünün gökkuşağı
gördüğümüz güzellikler
yeryüzü aynasından
yansıyanlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!