sabahın seherinde
kayın ağacının gölgeli şarkısına uyandı
göğün altına uzanmış sere serpe çimenler
hava puslu tebeşir tozuna bulanmış tahta gibi
göz fırtınalarından yağmur boşalacak birazdan
ıslanma olur mu sevdiğim
bazı kapılar vardır ki
aralanmadan geri kapanır
aslında yüzler eski gülüşler yenidir
yine de ince bir parşömenin hışırtısına
benzer bu davetsiz yakınlık
gelişin gidişinle ne değişti
mevsim geçişlerinde sonbahar - ah! yine kurudu zambaklar
kör bir sabahın alaycı kuşlarının ötüşünde kalmış avazın
teninin kokusu bulaşmış rüzgârların
miskin mırıltısına
gökyüzü aynasından ince ince sızıyor damlacıklar
her damla bir dokunuş her damla bir söz
yarım kalmış bir mutluluk
kırık umut
gök içini boşalttıktan sonra
ışıl ışıl tüm yapraklar ve kır çiçekleri
sanki ölümle doğum arası renkli
masalların hüzünlerini
yıkadı
evren
koşmakla yürümek arası adımlarım
rüzgârların eteğinden yağmurlara tutuldum
önce saçlarım sonra yüzüm sonra ruhum ıslandı
şıpır şıpır ıslanmış kaldırımların çatlak seslerinden
melül şarkılar türeten sokaklar heyecanlı neşeli
bense üşümüş ıslanmış karanfil
aranıyorum
yükseklerden yavrusunu düşürmüş kuzgunlar gibi
hayat sen ışıl ışıldayan cevahir yakut değilsin
tam tersi kokuşmuş küflenmiş
bir köşeye atılmış
armut gibisin
ah! efendim
ince sızılara gark eden
dertlerimin ezeli, acılarımın piri
elvan çiçekleri kurutan
dil-nişinim, dil-âvizim
gel!...gel beri!...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!