ağzı köpüren
kristal membaların ıslak gözünden düşer gün
yansır yüzüme ışıltılı suların hareli gölgesi
titrer yüreğim can çekişir
elem katmanlı çorak
vadilerde
nasıl bir cenktir bu
kaybedeni hep ben kazananı felek
sorularla sorgularla işim yok artık yorgunum
yaşandı dolu dizgin her şey ama bitmedi hâlâ
ne çok keder birikti ne çok tortu sırtımdaki yumruda
hep dertli çıktım sonu gelmeyen arayışlardan bitişlerden
kırmızı karanfillerin koktuğu kentlerden geliyorum
orası gökkuşağının bacağını kırdığı, aşıkların pervane
kuşların özgür, canlıların mutlu olduğu yer
desem de
şimdi uzak bir masal anlatılanlar
ürkek bir tavşan gibi gece
sokağın siyahi yüzünde ilkel karamsarlık
yaşlı bir adam köşedeki bankta akordiyon başında
rengi dönmüş duvarlarda karalanmış
birkaç isim birkaç kalp
sızının inceldiği yerden doğruluyorum
takatı kalmadı ömrün dilim dilim soyulmalardan
günler erirken günbegün kaydı silinir hatıraların
geçmişten
hatırlamam
loş bir karanlığın
hafif mistik ağırlığı omuzlarımda
sarmaş dolaş bir kahve kokusuyla
parmak ucumdan savrulan dumanın esrarında
kendi ışığımda parlıyorum
kalbimde gizli odalar
gizli odalarda farklı renkler farklı dünyalar
sevdiğin renkleri bana söyle
istediğin renge boyayalım ağaçları
seni buldum buldum seni
mutlu olacaksın olacaksın
göğün karnı hazımsız
tüm gün siyah bulutları yuttu
birkaçıysa boğazına kılçık
sağa kıvrandı olmadı sola kıvrandı
ortadan göbek... derken
hop! kocaman hapşırık
aramızda suyu çekilmiş nehir boyları
güzden kalan hazan mevsimleri
yağmur yüklü gözyaşları
yuvasız kuşlar
tuzaklarla
dolu
gel zuhur etme ey gönül
ölü bir kraterin laneti üzerimde
doğurgansızlığı besliyor her dua
her yakarış




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!