"kırk boğum boğazımla" yürüdüm
kanadı kırık kırk kapıya dayandım
zordu sentetik çözümlerle
sonuç almak
ayan beyan koşuyor zaman
mevsimin altından rüzgârın üstünden
nedense dilinin gücünü yaşıyor hep insan
bazen ateş olup kavuruyor bazense durgun bir göl
yaprak bile kıpırdamıyor dalda su bile içmiyor kara
su kuşları da öldü
diz çöküp kısa sözcüklerle ağlamayın
şimdi yas tutmanın zırlamanın sırası değil
doğurganlığını çoğaltın yeşilin gökyüzünü temizleyin
doğayı toprağı onurlandırın çiçeklere böceklere kuşlara
tarla farelerine karıncalara kurtlara kuzulara
kuşlar koynumda uyuyor şimdi
gecenin haberi yok ağaçlar sır saklıyor
şimdi tüm yıldızlar yeryüzünün aydınlık
parıltılı lambası
kuş dilini ezbere bilir sokaklar
rüzgârlar kuru otları savurarak eserken
kurumuş dallar baharın ihanetinden boyun büker
sonra bulutlar gri bir örtüyle örter göğün mavi pencerelerini
yüzüm düşer kayan yıldızlar gibi gecenin en siyahına
gözyaşlarım ibrişimden incecik
ateşli bir hummanın yanadardağı zihnim
alevden bir sarmaşığa tırmanıyor kalbim
hayatın tüm soğuk algınlıkları binmiş tepeme
sürünceme içinde uzayıp gidiyor vel velesi
kopası günler
kalbim sustuğun zaman
efsunu silik kömür karası bir gün doğar
mucizesi kıt sıradan hayatlara sıradan yolculuklara
havası batasıca dünyanın simsiyah boşluğuna düştüğünde
incinen ruhumun yangınından haberin var mı
sustuysam
sana çok şey anlatıyorum aslında
ama dile getirmiyorsam da kırgınlığımdandır
kırgınlığım ise bil ki
incinmişliğim-
dendir
gecenin taşları yerine otururken
sarı sarı odaların tesellisi ah! lavanta tütsüsü
pencere aralığından savrulup uçan günler
seceresi kayıp zamanlara atın beni
bir uçurum dibinde tutun
s o n r a
ah! yâr
bu sokaklar bu şehir yorgun evler
kurşunlanmış duvarlardaki isli deliklere benzer
yalnızlık fışkıran kalabalıkların çoğul adımlarını
kucaklar gün boyu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!