Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi,
Çaresizlik içinde ağlamak istiyorum.
Neden bütün hayatım ilk doğduğum an gibi,
Feryat ile geçiyor, anlamak istiyorum.
Kimin lânetidir bu, peşimde adım adım gölge gibi takipte?
Bir gün râh-ı ömrüm nihâyete ererse,
Ne bir mersiye oku ardımdan,
Ne de hazân vurmuş dallar gibi eğ başını.
Zîrâ ben,
Sana varamamanın kederiyle değil,
Sana rast gelmiş olmanın şükrüyle göçmüş olurum.
Bir gün sonbahar gibi dökülürse seslerin,
Aynalar yorgun düşüp terk ederse yüzünü,
Bir gurbet akşamında hatırlarsan izlerini
Yarım kalmış bir şarkı gibi büyürse hüznün,
İşte o gün anlarsın göğsümdeki fırtınayı,
Biliyorum,
bana giden yollar kapanmıyor aslında,
ben her defasında yanlış kapıyı açıyorum.
Senin adın bende bir yara gibi değil artık,
Dışarıda rüzgârın yönü değişiyor bayım.
Yapraklar telaşlı bir ihtilal içinde.
Bir tren kalkıyor tam vaktinde,
İçinde hiç tanımadığımız insanların valizleri.
Borsada rakamlar çakılıyor ansızın,
Bir çocuk uçurtmasını kaçırıyor göğe.
Bir gün dağ başlarında üşürse ellerin,
Bir rüzgâr ansızın gelip dağıtırsa sesini,
Bir akşam vakti kırık aynalarda yüzünü
Yabancı bir yolcunun gözlerinde görürsen,
İşte o vakit anlarsın gecenin hükmünü sen,
Bir kandil bırakmıştın avluma vaktiyle,
Geceyi aydınlatan ışığı değilmiş meğer.
Ben onu yıldız sanıp göğsüme asmışım,
Gökte duran başka, gönülde duran başka meğer.
Bir su yürür gibiydi taşların altından,
Zamanı şifalı bir merhem sananlar yanılır, bayım,
İçimde infilak eden bu sessizlik, yarım kalmış bir kentin enkazıdır.
Sırtımda taşıdığım hançer değil artık, mimarisi bozulan bir gençliktir;
Hani o üstüne titrediğin, bir gül yaprağı gibi sakındığın o mukaddes rüya,
Şimdi izbe bir odanın tavanında, duman salkımlarıyla boğulmaktadır.
Biz o sarsılmaz itimadı bir mücevher gibi taşırken göğsümüzde,
Biz ki kelimelerin ardına gizlenenler,
Yarası sesinden büyük, meczup birer kuluz.
Dünyanın gürültüsünde unutulup gidenler,
Kendi içimizdeki o tenhada kayboluruz.
Anlatamadıklarımız dökülür de kağıda,
Bir sen vardın;
gecenin kendine inandığı saatlerde,
yıldızların göğe değil,
senin yüzüne yakıştığını düşündüren.
Bir sen vardın;
bakınca insanın içindeki kalabalığı susturan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!