Bir kandil bırakmıştın avluma vaktiyle,
Geceyi aydınlatan ışığı değilmiş meğer.
Ben onu yıldız sanıp göğsüme asmışım,
Gökte duran başka, gönülde duran başka meğer.
Bir su yürür gibiydi taşların altından,
Sesine erişmedim, serinliği yetmişti.
Bir bahçe vardı sanki ömrümün kıyısında,
Gülleri dökülmüş de kokusu gitmemişti.
Ne zaman adın düşse eski zamanlara,
Tozlanan raflardan bir kitap iner gibi.
Bir harf eksilse bile cümle tamamlanıyor,
Bazı manalar kalır, sahibi gider gibi.
Bir kuşun kanadına bağlamışım meğer ben
Dönülmeyen yolların yorgun istikametini.
Göğe her bakışımda aynı iz beliriyor,
Kaybolan kuş değilmiş; göğün emaneti.
Bir akşam ezanında, bir yağmur sesinde,
Bir kapı gıcırtısında dönüp sana varırım.
Unuttum derim bazen kendi kendime lakin,
İçimdeki izlerden yine seni tanırım.
Ne senden söz açarım ne de senden geçerim,
İki dağın arasında sıkışmış duman gibi.
Bir yanım çoktan susmuş eski bir türkü iken,
Bir yanım beklemekte ilk günkü zaman gibi.
Sorarsan ne kaldı diye, söyleyemem doğrusu;
Bir kandilin duvarda gezinen gölgesi.
Sönen şey ateş miydi, yoksa ben miydim bilmem,
Hâlâ geceye düşer o ışığın hevesi.
Kayıt Tarihi : 18.06.2026 19:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiiri bir gidişin ardından yazmadım. Çünkü bazı insanlar gittikten sonra da gitmez. Bir eşyanın yerini değiştirirsin, bir sesin yankısını susturursun, bir sokağa uğramazsın, bir ismi anmazsın... Ama bazı şeyler kalır. Bazen bir akşam vakti, bazen sebepsiz bir sessizlikte, bazen de hiç beklemediğin bir anda. Bu şiir bir insanı değil, ondan sonra değişen göğü anlatıyor. Çünkü bazı kayıplar, insanın hayatından birini eksiltmez. Yönünü eksiltir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!