Bir gün dağ başlarında üşürse ellerin,
Bir rüzgâr ansızın gelip dağıtırsa sesini,
Bir akşam vakti kırık aynalarda yüzünü
Yabancı bir yolcunun gözlerinde görürsen,
İşte o vakit anlarsın gecenin hükmünü sen,
Bir kandil gibi nasıl eridiğimi içten.
Bir ömür boyunca susup da konuşmanın,
Bir ismi taşımaktan ağır geldiğini sen.
Ben sana çöller dolusu seraplar getirdim,
Kervanlar geçsin diye kumlara yol çizdim.
Her harfi bir yara olan türküler getirdim,
Sen yalnız gülümsedin, ben ömrümü gizledim.
Bir gün aynalardan çekilirse yüzünün
O mağrur saltanatı, o sessiz hükümdarlık,
Bir kuşun kanadında ararsan çocukluğunu,
Hatırla; aşk dediğin biraz da mağlupluktur.
Nehirler yorulurmuş denizlere varınca,
Dağlar diz çökermiş karın yükü artınca,
İnsan kendi kalbine yenilirmiş sonunda;
Ben bunu öğrendim adını anarınca.
Bir gün sonbahar gibi dökülürse seslerin,
Aynalar yorgun düşüp terk ederse yüzünü,
Bir gurbet akşamında hatırlarsan izlerini
Yarım kalmış bir şarkı gibi büyürse hüznün,
İşte o gün anlarsın göğsümdeki fırtınayı,
Bir harf uğruna nasıl yaktığımı dünyayı.
Bir ismin uğruna nasıl sürgün edildiğimi,
Nasıl taşımışım ben bu kadar yalnızlığı.
Ben sana bir ülkenin yıkılmış surlarını,
Bir hakan otağında unutulmuş sırlarını,
Bir sancak gölgesinde uyuyan yiğitleri,
Ve çağlar aşındıran sessiz mezarları,
Getirdim avuç avuç...
Sen bir çiçek sandın.
Bir gönül yangınını mevsimlik bir renk sandın.
Bilmedin bazı aşklar dağlardan daha büyük,
Bazı bekleyişlerin asırlardan uzun olduğunu.
Bilmedin bir bakışın bir ömre hükmettiğini,
Bir kelimenin bile bazen kurşun olduğunu.
Henüz çöl gecesinde yıldız saymadın sen hiç,
Bir serabın peşinden ömrünü yaymadın hiç.
Bir kapıyı yıllarca açık bırakıp da sonra
Kimseler dönmeyince yıkılmadın sen hiç.
Henüz alnına değmedi ayrılığın soğuğu,
Henüz içinden geçmedi sessizliğin çoğu.
Bir akşam ezanında ürpermedi ellerin,
Bir ismi saklamadı duaların yolu.
Sen hâlâ gül sanırsın dikenlerin sabrını,
Sen hâlâ aşk sanırsın kalbin ilk baharını.
Bir gün gönlün çökünce dizlerinin üstüne,
Hatırlarsın belki de bu eski sözlerimi.
O vakit nehirlerin neden denize küstüğünü,
Dağların niçin sessiz ve mağrur durduğunu,
Bir kuşun kanadında niçin gurbet taşıdığını,
Ve bir adamın nasıl bir isimle yaşadığını...
Bir gün aynaların da yorulursa yüzünden,
Güzelliğin çekilirse sarayından usulca,
Bir yaprak gibi düşüp kendi gölgene bir gün
İçinden çıkamadığın bir hüzne tutulunca,
İşte o vakit anlarsın sessizliğin rengini,
Bir ismi söylemeden anmanın ahengini.
Bir kalbin nasıl olup da koca bir cihana
Dar geldiğini, nasıl sığmadığını kendine.
Ben sana çöller aşan kervanların dilini,
Göç yollarında kalan turnaların halini,
Kılıçlardan süzülüp gelen eski duaları,
Yıkılmış hükümdarların suskun ihtişamını
Getirdim avuç avuç...
Sen bakıp geçtin yalnız.
Bir ömrün omuzunda taşınan yükü değil,
Bir serçenin kanadında duran tüyü gördün.
Bilmedin bazı aşklar bir çağın sonudur da,
Takvimler yalnız günü yazar duvarlarında.
Bilmedin bazı kalpler fethedilmiş şehirler;
Surlar hâlâ ayakta görünür uzaktan da.
Henüz mağlup olmadın kendi hakikatine,
Henüz baş eğmedin sen gönlünün devletine.
Henüz gece yarısı uyanıp da ansızın
Bir ismi mühürlemedin dua niyetine.
Bir gün olur, dağların gölgesi uzar sana,
Irmaklar çekilir de susuzluk düşer kana,
Bir kandil titrer gibi titrerse yüreğinin
En muhkem sandığın yeri, işte o an bana
Hak verirsin belki de...
Lakin geç olur biraz.
Çünkü bazı yolcular menzile vardığında
Yol çoktan bitmiştir de yürüyen fark etmez.
Ben bir ses bıraktım ki eski taş duvarlarda,
Akşam ezanlarıyla dolaşır avlularda.
Ben bir iz bıraktım ki kar altında kalınca
Bahar geldi sanırlar mezarımın başında.
Ne sancaklar gördüm ben yere düşüp kalkmış,
Ne ordular gördüm ki zaferden yorulmuş.
Bir tek gönül gördüm ki bir bakış uğruna
Kendi tahtını yıkıp kendi önünde durmuş.
Ve hâlâ söylüyorum;
Bir gün vakit erişir,
Bir kuşun kanadında yılların tozu birikir.
Bir isim, bir ömürden daha büyük çıkarsa,
İnsan kendi içinden çıkamaz, bunu bilir.
Bir gün bakarsın ki sesler değişir çevrende,
Dün aynı kalan şeyler yabancı gelir sana.
Bir harfin gölgesinde yıllarca beklemenin
Nasıl ağır ödendiğini fısıldar zamanla.
Bir gün anlarsın belki; bazı susuşlar vardır,
Bir ömrün omuzuna bırakılmış emanet.
Ne dille taşınırlar, ne gözle görünürler;
İçinde büyür durur adı konulmaz hayret.
Ben sana anlatmadım içimdeki çöküşü,
Bir kubbenin altında dağılan yankı gibi.
Bir ateşin külünde saklanan kıvılcımı,
Bir yaranın içinden yürüyen sızı gibi.
Bilmedin bazı geceler sabaha düşman olur,
Ufukta doğan ışık karanlığı eksiltmez.
Bazı bekleyişler var; kapılar açılınca
İnsan girecek hâli kendinde bile bulmaz.
Henüz avuçlarında kırılmadı istikbal,
Henüz bir hatıranın önünde diz çökmedin.
Henüz en sevdiğin şey senden habersizce
Uzaklaşırken bile ardından yürümedin.
Bir gün vakit erişir, her şey yerli yerine,
Her soru cevabını kendi bağrında bulur.
Lakin kimi hakikat insanın alnına değil,
Yıllarca taşıdığı sessiz yaraya vurur.
O vakit anlayacaksın; bazı kaybedişler,
Bir şeyi yitirmekten ibaret değil imiş.
Bazı isimler var ki söylenmeden de insanın
Kalbinde asırlarca hüküm sürer dururmuş.
Ve belki o gün sen de bir eşikte dururken,
Ne geri dönebilecek ne ileri gideceksin.
İşte o zaman benim sustuğum yerlerden
Kendi sesinle geçip kendine erişeceksin.
Bir gün bir mısranın kıyısında durursan,
Kelimeler çekilir, mânâ kalır geriye.
İnsan bazen ömrünü bir cümlenin içinde
Tüketir de dönemez başladığı tarihe.
Ben gördüm; en sağlam görünen sütunların
Bir sessiz hatırayla çatladığını gördüm.
Nice mağrur bakışın bir tek ismin önünde
Boynunu eğdiğini, dağıldığını gördüm.
Henüz alnına düşen gölgenin farkında değilsin,
Henüz kendi sesinin yankısını duymadın.
Bir uçurum başında adını çağırırken
Cevabın kendinden gelmediğini bilmedin.
Bazı kayıplar vardır, mezar kabul etmezler,
Toprak onları saklar, zaman örtemez üstünü.
Bir ömür geçer gider, insan yaşlandığını değil,
Bekleyişin büyüdüğünü hisseder günbegün.
Ben sana anlatmadım; insanın içinde bazen
Kırılmadan da kırılan yerler bulunur.
Dışarıdan bakılınca dimdik duran duvarlar,
İçten içe çökerek bir ömrü savurur.
Bir gün anlarsın belki; her kavuşmak vuslat değil,
Her ayrılık da sanıldığı kadar bitiş değil.
Kimi yollar vardır ki yürünmez ayaklarla,
Kimi menziller vardır, varmakla erişilmez.
Bir kuyu düşün; dibinde yıllar uyumuş olsun,
Bir ses düşün; sahibinden yüzyıllarca ayrı.
İşte öyle sakladım içimde kalanları;
Ne eksildi ne arttı, yalnız derinleşti gayrı.
Ve vakit gelip de her şey sustuğunda bir gün,
Kalabalık çekilip hakikat kaldığında,
İnsan dönüp bakacak ardında bıraktığına;
En büyük izlerin sessiz atıldığını anlayacak.
O zaman diyeceksin ki:
Bazı yollar yürünmek için değilmiş meğer,
Bazı isimler unutulmak için yaratılmazmış.
Ve bazı gönüller vardır ki ömür boyunca
Bir kişiyi değil, bir mânâyı taşırmış.
Ve belki o gün sen de bir eşikte dururken,
Ne geri dönebilecek ne ileri gideceksin.
İşte o zaman benim sustuğum yerlerden
Kendi sesinle geçip kendine erişeceksin.
Çünkü insan en çok da kendine yabancıdır,
Yıllarca aynı yüzde başka başka gözlerle.
Bir ömür aynı yolu yürür de fark etmez,
Kendi gölgesini bile tanımaz bazen.
Bir vakit gelir, bütün cevaplar yorulur,
Sığınılan limanlar birer birer çekilir.
Ne akıl yetişebilir kalbin hesabına,
Ne de mantık dediğin o kapıyı açabilir.
Ben bunu öğrendim; her yaranın kanamadığını,
Her acının çığlıkla duyulmadığını.
Bazı sızıların insanın içine yerleşip
Orada kendine bir memleket kurduğunu.
Henüz bir hatıranın hükmüne girmedin sen,
Bir bakışın yıllarca peşinden gitmedin.
Henüz bir sessizliği başının ucuna koyup
Sabaha kadar onunla konuşup bitirmedin.
Bir gün anlarsın; saatler vakti ölçmezmiş,
Takvimler ömrü değil, yalnız günü sayarmış.
İnsanın yaşadığı şey başka bir şeymiş meğer,
Yıllar geçse de bazı anlar yerinde kalırmış.
Bir kandilin altında sararmış mektuplar gibi,
Bir sandığın dibinde unutulmuş atlaslar gibi,
Kapanmış sanılan nice kapının ardında
Bekleyen başka başka âlemler varmış gibi.
Ve sen bir gün dönüp de ardına baktığında,
En uzun yolların aslında içinde olduğunu,
En büyük sürgünlerin bir şehirden değil de
Bir hatıradan başladığını anlayacaksın.
O vakit belki benim suskunluğum çözülecek,
Belki yıllar boyunca sakladığım o sır da.
Bir taşın çatlağından sızan ince bir ışık gibi
Usulca düşecek gönlünün tenha tarafına.
Ne diyeceğim kalacak geriye, ne sesimin izi,
Ne de adımı taşıyan kırık dökük hatıralar.
Lakin bir hakikat var; onu zaman silemez:
Bazı sevdalar yaşanmaz, insanın içine yerleşir.
Ve insan bazen bir ömrü yanlış anlamaz da,
Bir bakışı doğru anlayıp çıkamaz içinden.
Bütün yollar açıktır önünde yürümeye,
Bir tek adım atamaz gönlünün eşiğinden.
Ben nice yüz gördüm ki kalabalık içinde
Kendi yalnızlığına yer arıyordu gizli.
Nice söz işittim ki söylendiği anda öldü,
Nice susuş gördüm ki asırlardır etkili.
Henüz bilmezsin; bazı yaralar kapanınca
İyileşmiş sayılmaz, yalnız kabuk bağlarlar.
Bir gün gelir, unutuldu denilen ne varsa
Bir çocuk gibi çıkıp kapını çalarlar.
Bir isim düşer bazen akşamın koynuna,
Bir harf büyür büyür de geceyi doldurur.
İnsan onu kovdukça daha çok misafir olur,
Sustuğunu sandığı yerden tekrar konuşur.
Ben sana anlatmadım kırılmış pusulaları,
Yönünü kaybetmişken yön gösteren yıldızları,
Kıyıya varamadan yaşlanan gemileri,
Ve içindeki denizi saklayan limanları.
Çünkü bazı hakikatler anlatılmak istemez,
Bir kandilin titremesi kadar ince yaşarlar.
Üzerine gidildikçe biraz daha uzaklaşır,
Dokunuldukça sessizleşir, saklanırlar.
Bir gün vakit erişir; aynalar hükmünü yitirir,
Övgüler çekilir gider, alkışlar yorulur.
İnsan elinde kalan birkaç şeyle baş başa kalır;
Bir isim, bir hatıra, bir de içindeki uğultu.
İşte o zaman anlarsın:
Her kaybediş eksilmek değildir.
Her bekleyiş kavuşmaya çıkmaz.
Ve her sevda,
mutluluğa yazılmış bir kader değildir.
Bazıları yalnızca insanın içine iner.
Orada kök salmaz...
Orada hüküm sürer.
Ve gün gelir,
insan bütün yolları yürümüş olur da
aradığı yere varamaz.
Bütün soruları sormuş olur da
aradığı cevabı bulamaz.
Çünkü bazı sırlar
aklın değil,
kalbin dilinden konuşur.
Ne zamana sığarlar,
ne de kelimeye.
Bir ömür boyunca taşınırlar da
bir cümleye sığmazlar.
İnsan bazen bir yüzü sevdiğini sanır.
Sonra anlar;
sevdiği şey yüz değildir.
Bir bakışın içine gizlenmiş mânâdır.
Bir sesin ardında duran sessizliktir.
Bir ismin etrafında dönen görünmez âlemdir.
Bu yüzden bazı yokluklar eksiltmez insanı.
Bazı varlıklar da tamamlamaz.
Çünkü mesele yakınlık değildir.
Mesele,
ruhun neyi kendine yurt bildiğidir.
Ve bazı yolculuklar
varmak için çıkılmaz yola.
Bazı bekleyişler
sona ersin diye beklenmez.
Bazı isimler unutulsun diye anılmaz.
Bazı sevdalar yaşansın diye verilmez insana.
Bir ağacın kök salışı gibi değil;
Bir duanın göğe yükselişi gibi değil;
Bir nehrin denize kavuşması gibi değil...
Daha eski.
Daha derin.
Daha sessiz.
Sanki insan doğmadan önce verilmiş bir söz gibi.
Ve kim bilir...
Belki de bu yüzden bazı gözler ilk defa görülmez,
Bazı sesler ilk defa duyulmaz.
İnsan onları tanımaz.
Hatırlar.
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 00:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Ne güzel demişsiniz
beğeni ile okudum
dilinize sağlık
Teşekkürler Üstadlarım, Var Olun.
TÜM YORUMLAR (3)