Hatırlar mısın?
Zamanın nabzının teklediği o en dar vakitleri...
Eski bir pikapta tozlu bir sevda şarkısı dönerdi,
Gözlerimiz birbirine mühürlenir, dünya eşikte biterdi.
Kâinatın tüm gürültüsü dışarıda kalırdı o an,
Bayram dedikleri; neşesi duvarlara sığmayan, sofrasında kahkahası eksilmeyen, kapısı sevgiyle ve büyük bir hürmetle çalınan o şanslı mutluluk sahipleri içindir.
Oysa benim gibi kimsesizliğin o dipsiz ve kör kuyusunda, bir başına sabaha uyananlar için bayram; sadece takvimde değişen ruhsuz ve soğuk bir yaprak, yürekte ise her sene biraz daha katmerlenen, her bayram sabahı biraz daha derinden kanayan kadim bir sızının adıdır.
Herkes en güzel bayramlıklarını kuşanıp, yüzünde umut dolu bir tebessümle en sevdiklerine, sığınacakları o sıcak limanlara koşarken; ben tozlu raflarda kalmış eski ve kırgın anılarımı sırtıma hırka niyetine sarıp ıssız sokaklarda kendi gölgemle bayramlaşıyorum.
Ne taht isterim, ne de yalan saraylar,
Ne de şöhretin o kör eden parıltısı.
Yüreğimde bir boşluk, bir dert oyalar,
Bu hayatta kalmadı hiç umut pırıltısı.
Yoruldum artık bu kahpe dünyadan,
Her şey o yağmurlu akşamüstü başladı,
Sen ceketi alıp kapıdan çıkarken.
Bir anahtar sesi, bir ayak tıkırtısı...
Ve sonra koca bir sessizlik çöktü odaya.
Geriye sadece fırtınanın enkazı kaldı,
Ben Babamın Kızı.....
Bir hikaye başladı evvela, toprağa düşen sağlam bir adımla,
Ne fırtınadan korktum ne de göğü kaplayan kara bulutla.
Dediler ki "............... uysaldır", bilmediler ruhumdaki ateşi,
Ben babamdan devraldım eğilmeyen başı, sönmeyen güneşi.
Bak, bu kaçıncı mevsim, kaçıncı yangın yüreğimde?
Sana gelmek için bütün engelleri ateşe verdim.
Ayazın ortasında, kimsesiz bir yolcu gibi titrerken,
Sığındığım o tek derman, o tek gerçek sensin...
Çünkü bu hayatta, bu toz duman içinde;
Deliyim ben, zincirleri kırılmış bir ruhum,
Sınır tanımayan, uçsuz bucaksız bir coğrafyayım.
Aklın dar kalıplarına sığmayan, bir hür rüzgarım,
Estikçe savurur, yıkarım her an tüm duvarları.
Gözümde yangınlar, ruhumda fırtına kopar,
Bakmayın bana öyle,
yüzümdeki o eski hüzne, o dumanlı bakışa...
Ben aklımı bir gece yarısı, o paslı rayların üzerinde bıraktım!
Herkesin "doğru" dediği o yalan dünyaya,
O sahte gülüşlere, o hesaplı kitaplı sevdalara sığamadım.
Evet, duyduk duymadık demeyin; ben deliyim!
Ben ki dağların ardında kalmış bir bulut
Gözyaşlarımı sakladım senin için
Her sabah sofrana konan ekmeğin
Bereketine dokunamadan büyüdüm anne
Oysa ne çok emek verdin
Sessizce çekiliyorum bu kentin gürültüsünden,
Yorgun bir savaşçının kalkanını yere bırakışı gibi.
Sana ayırdığım bütün takvim yapraklarını ateşe verdim,
Küllerinden yeni bir yol çiziyorum kendime; içinde adın geçmeyen.
Zordu elbet, her sabah pencerene doğan güneşi söndürmek,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!