Hele bakın, ha bu garip halime,
Amed’den gayrı yerler dar gelir bana.
Hevsel’in bağları, Dicle’nin suları,
Nerdesiniz, yakıyor ciğerimi?
Surlar’ın burçları, ulu camisi,
Eski bir plak dönüyor sanki gönül masamda,
Hayalin bir gölge gibi, her köşe başımda.
Bu akşam hüzün çöktü, bulutlar gözlerimde,
Adın bir dua gibi, mühürlendi dilimde.
Anılar bir fırtına, savurur küllerimi,
Annem,
Güzel annem, neden gittin benden?
Neden bıraktın beni, bu soğuk yerde?
Bak, çiçekler getirdim sana, hem de en güzelinden,
Ama sen yoksun, koklayacak, sevecek beni.
Yıllar geçmişti gurbet ellerde. Memleket hasreti, anne özlemiyle yoğrulmuştu yüreği. Her gece, annesinin sıcak gülüşünü hayal eder, kavuşacakları günü iple çekerdi. "Az kaldı anne," diye fısıldardı yıldızlara, "az kaldı, geliyorum."
Günler, haftalar, aylar geçti. Sonunda, o beklenen gün geldi. Annesine kavuşacaktı. Yılların hasreti dinecekti. Otobüsün camından memleketini seyrederken, gözleri doluyordu. "Anne," diye mırıldandı, "geliyorum anne."
Otobüs, memleketinin girişinde durdu. Emin, koşar adımlarla evine doğru koştu. Kapıyı çaldı, annesinin sesini duymayı bekledi. Ama kapıyı açan olmadı.
Benim dünyam öyle süslü sofralara, yalan gülüşlere alışık değildi.
Bir yanım kavgaydı benim, bir yanım hep yalnızlık...
Hayatı bir oyun sanırdım, sırası gelince bitip gidecek bir masal.
Ama sen... Sen bir girdin ki hayatıma,
Sanki kırk yıllık dost gibi, sanki doğduğumdan beri yanımdasın.
Ben öyle kolay kolay "mutluyum" demezdim kimseye,
Ey Nebi, ey Resul, sensin gönlümün sultanı,
Aşkınla yandı kalbim, ey şefkat ummanı.
Senin nurunla aydınlandı, bu karanlık dünya,
Sensiz geçen her an, sanki bir zindan bana.
Senin sünnetinle yaşar, senin yolunda yürürüm,
Bu gece kendime kızıp dururum,
Aynada o kırık yüzü yumruklarım.
Ne diye verdim ben bu yüreği?
Ne diye serdim yollarına kendimi?
Sahi, neden sevdim seni bu kadar?
Bile bile yanmak mıydı aşkın bedeli?
Müsaadenizle Hakim Bey...
Bugün karşınıza bir suçlu olarak değil, kendi enkazının altından seslenen yaralı bir ruhun vasiyeti olarak çıkıyorum. Kayıtlara faili meçhul diye geçmesin bu dava, çünkü failimde belli, maktulümde...
Bugün burada bir kaili yada bir hırsızı değil; celladının gözlerindeki cennete aldanıp, o yağlı ilmiği boynuna kendi elleriyle dolayan bir sevda kurbanını yargılayacaksınız. Benim cürümüm; fani bir nefesi Allah’ın gökyüzünden daha kutsal sayıp, mühürlenmiş kaderimi bir kulun avuçlarına korkusuzca bırakmaktı.
Bana aşk nedir dediler? Aşkı anlat dediler
Aşk, bir rüzgar gibi eser yürekte ansızın,
Bazen fırtına koparır, yıkar tüm benliğimi.
Aşk, bir mucizeymiş, dönüştüren her anı,
Bir bakış, bir söz, bambaşka yapar her halimi.
Bir baba ağlarsa, yıkılır dağlar,
Gök kubbe çöker, yerle bir olur bağlar.
O ki, çınar ağacı, dimdik duran kaya,
Gözünden yaş aktı mı, kopar kıyamet haya.
Neden ağlar baba, neden düşer gözyaşı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!