Sabahın ilk ışıkları camlara vuruyor,
Hafif bir telaşla sessizlik sona eriyor.
Beyaz önlükler giyiliyor, mesai şimdi başlıyor,
Umutla karışık bir kaygı her bir kalbi sarıyor.
Koridorlarda yorgun ayak sesleri yankılanıyor,
Bu kentin bütün ışıklarını kendi ellerimle söndürürdüm.
Kaldırım taşlarına adını değil, öfkemı kazırdım;
Her sokak başında bir anımı kurşuna dizerdim.
Ben ki; dağ rüzgârlarını ciğerime çekmiş adamım,
Senin yokluğunu bir kadeh gibi masada bırakmazdım,
Vururdum kendimi en ıssız yollara,
Ne zormuş meğer, saklamak içindeki yangını,
Gözlerin nemli, yüreğin kan ağlarken, susmak zorunlu.
Dışarıdan bakanlar, "ne kadar da kayıtsız" derler,
Bilmezler ki, evlat hasretiyle her gece ruhun nasıl kavrulur.
Gece gündüz didindim, sizler için harcadım ömrümü,
"Allah’ım... Ey kalplerin içindekini bilen, ey dertlilerin sığınağı Rahman!
Huzuruna yorgun bir beden, hasretle kavrulmuş bir yürek ve titreyen ellerle geldim. Sen ki evladı babaya emanet ettin, Sen ki merhameti annenin babanın kalbine nakşettin. Benim yüreğimdeki bu yangını ancak Sen bilirsin. Gözlerimin nuru, dizlerimin dermanı bildiğim yavrularım için kapına geldim.
Ya Rabbi! Onların attığı her adımı aydınlık eyle. Ayaklarına taş, yüreklerine telaş değdirme. Benim onlara duyduğum bu amansız hasreti, Sen onlara evlatlarından çektirme. Onları kendi evlatlarının gözünde yabancı kılma; kapılarını sessizliğe, gönüllerini kimsesizliğe mahkum etme. Benim susuz kaldığım o sevgi pınarlarını, Sen onlara nehirler dolusu ihsan eyle. Ben yandım, onlar serin kalsın; ben darda kaldım, onlar selamette olsun.
Bir ses sustu, bir yürek durdu derinden,
Barışın elçisi ayrıldı yurdundan.
Diyalog kurardı, severdi her candan,
Kardeşlik türküsü dökülürdü her yandan.
Türk ile Kürt'ü getirdi bir araya,
Gecenin en karanlık, en sessiz anında,
Yalnızlığın soğuk nefesi ensemde hep yanımda.
Sanki bir hayalet gibi, dokunur ruhuma sancı,
Varlığınla yokluğun arası, derin bir acı.
Duvarlar, bir zamanlar neşeyle yankılanan kahkahalar,
Bak arkadaş...
Bizimkisi bir hikaye değil, bir mecburiyet destanıdır.
Hangi kitapta yazar, insanın ekmeği için ruhundan vazgeçmesi?
Biz keyfimizden mi düştük bu yollara sanıyorsun?
Sanki biz istemezdik;
Kendi toprağımızda, kendi ağacımızın gölgesinde yaşlanmayı...
Bakmayın öyle yüzümün kireç tutmuş duvarlarına,
Benim sevdam, bir faili meçhul gibi saklıdır bağrımda.
Öyle herkesin bildiği,
Köşe başlarında satılan boncuklu sevdalardan değil bu...
Bu; bir gece yarısı baskınında çalınan gençliğim,
Bu; mahpus damında kuruyan bir karanfil,
Durmayın karşımda, çekilin yolumdan hemen,
Yıkılır bu şehir, öfkemle sarsılır bil sen.
Volkanım coşkun, patlamaya hazır bekler,
Dağılır etrafa, külüm ve dumanım yükselir.
Korkak sürüsü, titreyin sesimden derhal,
Sofrada üç boş sandalye
Her biri bir evlâdımın yeri
Çatallar, kaşıklar sessiz
Tabaklar soğuk, yemekler yetim
Duvardaki fotoğraflara bakıyorum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!