Çakallar meydanı boş buldu, kendini bir şey sandı,
Kurtlar sahaya inene dek, bu kibir ne zamana dek uzandı?
Havlayan itler, uluyan kurtlar, hepsi birer gölgeydi,
Asıl güç, asıl kudret, asıl ihtişam, şimdi çıktı ortaya belli.
Çakallar, kurnazlıklarıyla, sinsilikleriyle dolaştılar,
Dilan'ım, sen gözümün nuru, hayatımın baharı,
Aşkımın kutsal kararı, gönlümün fermanı.
Varlığınla dolar kalbim, yokluğun bir zindan,
İyi ki varsın canım eşim, sen ruhuma liman.
Nazmina'm, çiçeğim, baharımın en narin gülü,
Hatırlar mısın ilk kez rastladığımız o anı?
Umutların söndüğü, hayallerin yalanı.
Kederin gölgesinde, yalnızlığın koynunda,
Hayata küskün, çaresiz bir yabancıydım o anda.
Yüreğimde derin yaralar vardı,
Gözlerin denizdir, huzurla dolu hep,
Kalbin bahçemdir, binbir gül kokulu sebep.
Adın fısıltım, ruhuma derinden siner,
Sen dünyamsın benim, ömre değer, bana döner.
Her bakışın bir destan, aşkla yazar,
Bir karabasan gibi çöker, soluğunu keser birden,
Boğazın düğümlenir, gözlerin sislenir hep derinden.
Sağa sola savrulursun, şafağı beklersin çaresizce,
Uykusuz geceler, yorgun bir beden bırakır geriye sessizce.
Tarifsiz bir ürperti sarar benliğini aniden,
Yıllar aktı, gözyaşlarım sel oldu,
Ayrılık rüzgârı, kalbimi yordu.
Eşimden ayrıldım, çocuklardan uzak,
Yalnızlık ateşi, içimde bir tuzak.
Annem, babam, kardeşlerim sırt döndü bana,
Yüksek dağlar, sessizliğin en güzel sesi,
Her zirveye tırmanış, ruhun nefesi.
İçimize yolculuk, bitmeyen serüven,
Dağların gölgesinde, her an yeşeren.
Heybetli duruşları, zamana meydan okur,
Yokluğunda derman bildiklerim ben,
Derde itti, duman etti beni inceden.
Sarıldıkça, çırpındıkça helak etti beni,
Yüreğimi, ciğerimi derman bildiklerim yok etti seni.
Öyle bir derde düştüm ki dermanı yoktur,
Ey doktor, ey hekim, söyleyin bana bir çare,
Dikiş tutmayan bu yarayı dikebilir misiniz acele?
Bu sevda yarası ki, derine işlemiş, kan revan,
Ne neşter kâr eder buna, ne de derman bulunan.
Aşk acısı dedikleri, bir kor misali yakar,
Dicle ve Fırat'ın kesiştiği topraklarda, iki genç yürek, Dilan ve Baran, birbirlerine tutkuyla bağlanmıştı. Zorlu yaşam koşulları, ailelerin çatışmaları, aşklarını bir yangın gibi körüklemişti.
Dilan, narin bir çiçek gibiydi; Baran ise dağların asi rüzgarıydı. Söyledikleri şarkılar, aşklarının en büyük tanığıydı. Baran'ın askerlik vakti geldiğinde, ayrılık acısı yüreklerine bir hançer gibi saplandı.
Dilan, sevdiği adamı dualarla, gözyaşlarıyla uğurladı. Baran, her gece yıldızlara bakıp Dilan'ı düşlüyordu.
Ancak kaderin acımasız oyunu, Dilan'ın hayatını alt üst etti. Ailesinin baskısı, toplumun acımasız yargıları onu bir çıkmaza sürüklemişti. Baran askerden döndüğünde, Dilan'ın başkasıyla evlendiğini duydu ve Baran'ın yüreğine kor bir ateş düştü, feryadı yükselmeye başladı:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!