Yokluğunda derman bildiklerim ben,
Derde itti, duman etti beni inceden.
Sarıldıkça, çırpındıkça helak etti beni,
Yüreğimi, ciğerimi derman bildiklerim yok etti seni.
Öyle bir derde düştüm ki dermanı yoktur,
Ey doktor, ey hekim, söyleyin bana bir çare,
Dikiş tutmayan bu yarayı dikebilir misiniz acele?
Bu sevda yarası ki, derine işlemiş, kan revan,
Ne neşter kâr eder buna, ne de derman bulunan.
Aşk acısı dedikleri, bir kor misali yakar,
Dicle ve Fırat'ın kesiştiği topraklarda, iki genç yürek, Dilan ve Baran, birbirlerine tutkuyla bağlanmıştı. Zorlu yaşam koşulları, ailelerin çatışmaları, aşklarını bir yangın gibi körüklemişti.
Dilan, narin bir çiçek gibiydi; Baran ise dağların asi rüzgarıydı. Söyledikleri şarkılar, aşklarının en büyük tanığıydı. Baran'ın askerlik vakti geldiğinde, ayrılık acısı yüreklerine bir hançer gibi saplandı.
Dilan, sevdiği adamı dualarla, gözyaşlarıyla uğurladı. Baran, her gece yıldızlara bakıp Dilan'ı düşlüyordu.
Ancak kaderin acımasız oyunu, Dilan'ın hayatını alt üst etti. Ailesinin baskısı, toplumun acımasız yargıları onu bir çıkmaza sürüklemişti. Baran askerden döndüğünde, Dilan'ın başkasıyla evlendiğini duydu ve Baran'ın yüreğine kor bir ateş düştü, feryadı yükselmeye başladı:
Tam altı kış, tam on iki bayram geçti bu enkazın üzerinden;
ben bu şehirde her sabah kendi kimsesizliğime, kendi buz kesmiş odama değil, her gün biraz daha derinleşen bir mezara uyanıyorum.
Kimse bana özgürlükten, hür olmaktan bahsetmesin artık;
bu nasıl bir hürriyet ki insanın canı, kanı, ciğerinin köşesi bir sokak ötedeyken kendisi mahşer kadar uzakta, bir başına kalır?
Bizimki bir küskünlük değil, bizimki bütün kolonları üzerime çökmüş, sevdiklerimin sesinin o sessizlik yığınlarının altında boğulduğu, diri diri gömüldüğüm o bitmeyen deprem gibi.
O gün koptu kıyamet; hepsi o sessiz enkazın altında kaldı da bir tek ben sağ çıktım;
Sabahın beşinde, taze tatlı var diyen çocuk seslerini özledim,
Ev tüpü satan seyyar satıcıların mahalle mahalle dolaşmalarını.
Dağ kapı, Ofis, Huzurevleri diye bağıran simsarların yankısını,
Fırından yeni çıkmış, mis gibi kokan ekmekleri özledim.
Komşuların hiç kapanmayan, hep açık duran kapılarını,
Surların gölgesinde büyüdüm ben,
Taşlarında tarihin izleri var derinden.
Dicle'nin kıyısında, Hevsel'in bağrında,
Yaşadım ben bu şehri, her anında.
Gözlerim kapalı, kokun gelir burnuma,
Surların gölgesinde doğmuş nice yiğitler,
Yüreğinde Dicle'nin coşkusu gizlenir derinler.
Kara gözlerinde mertlik, sözünde daim sadakat,
Diyarbekir insanı, asildir her vakit, ezelden beri.
Dağ gibi dururlar, haksızlığa eğmezler baş,
Ruhumda bir volkan, patlamaya hazır,
Dumanlı başım, yıkacak her şeyi bir bir.
Uzak durun benden, ey dostlar, çekilin,
Yoksa kopacak içimde bir kıyamet, bilin.
Barmen, her zamanki zehrini hazırla bana,
Bir zamanlar omuz omuza yürürdük biz,
Sırlarımızı, dertlerimizi bölüşürdük, gizli.
Gözlerimizdeki parıltı hiç sönmezdi,
Dostluğumuz, dağları delerdi elbet, bitmezdi.
Sonra bir gün, bir gölge düştü aramıza,
Bir an, tek bir an yetti düşmeme,
Yerçekimi sardı kollarını bedenime.
Zaman yavaşladı, durdu sanki hayat,
O anda öğrendim neymiş gerçek sanat.
Gökyüzü uzaklaştı benden yavaşça,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!