Aksın ey eşk-i hûnîn, aksın u silinmesün
Bu yaradan gayrı dermân bana harâm oldı
Şevk-i aşk ile yanup kül oldum ey bî-pervâ oldum
Kül içinde renk-i yâr, solmak bana harâm oldı
Sîmâ-yı sabâhı bûs edince pervâne-i aşk,
Rûhum gibi gülzâr-ı tahayyülde uçandır;
Gecden süzülen enfüs-i zerrîn-i temâşâ
Kalbimde sükût-i ebedîye açandır.
Lâl-i şafakın rengini öptükçe şafaklar,
Sinemde biriktirdim öfkeyi,
Yoksulun ahı kor gibi,
Sar bugün bayram olsun,
Hak yürüsün darağacı gibi.
Talep eylesin, bal eylesin,
Sönek avuç çırpınıyor,
Çoğu, yerde kurbağa bağnazlıktan.
Oysa ben çoktan gördüm köşelerinde—
Çürümüş, tırmanan arsız, ama hâlâ cilakatan.
Yokuşlarda bağırır eski ayakkabım,
Sözüm söz üstüne, özüm özümce,
Yiğit sevda çeker yazım yazınca.
Ben seni andıkça yârım deyince,
Sandın mı bu gönül vefadan bıktır?
Hatırın hoş ola, günün bay ola,
Suret bir gömlektir, giyip çıkarım
Sır içre sır vardır, harfe bakarım
Elif’te boyumu, mim’de yakarım
Okuyan bu sırrı kendin bil edermiş
Dudakta mühürlü sözüm durmaz hiç
İşi gücü bırak, bak ne var ne yok,
Söyledikçe dile gelir anne yokluğu?
Dostlar, komşular nereye varacak?
Hesaplar yapılırken ne olacak?
Önce ona bak, sonra içini dök.
Yıkmak kolay elbette, emektir o yapmazsa,
Sanma ki harâb olmuş o mâbed döner eski.
Bir aşk ile bir kalbi sarıp merhem olmazsa...
Bin yıl da geçip gitse, bulunmaz ona destekçi!
Bizi sarhoş etti gece, sabahı unutmuşken,
Ruhlar, bedenin zincirinden kurtulup giderken,
Fakat bir yanı eksik kaldı, bir tarafı yanarken,
Tanrı ile kul arasındaki ince çizgi yoktu.
Sisli bir gecede öptüm Leylâ’nın gölgesini,
Kanla boyanmış aynaydı kalbim — paramparça.
Tanrı mıydı o tende yanan sarhoş sezgi mi,
Yoksa cehennemin yankısı mıydı bana bakan rüya?
Mantık çürüttü kutsal aşkın çırılçıplak küllerini,




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.