Düşüne takvim astım—
Yalnız yıldızlardan eğrilmişti dokusu.
Kâbus gibi parlayan gezegen yarattım.
Çiğ kokan limon çiçeklerimiz—
Kırmızı kurdeleden evimiz,
Meyhâne-i aşk içre döner çark-ı kevâkib
Her zerre “ene’l-Hak” diye feryâda mütemmildir
Bu bezm-i ezel bezmi, ne dârü’l-gurûr ister
Gönlünde heves taşıyanın alnı müsemmildir
İnsan, ne ilâhi ne hayvanca
Sürüklenir kadehten tenhaya;
Doğum... belki bir kahırca,
Giz gibi ağır ve kan gibi akmakta.
Yaptım kendime at, hıyanet tahtasından,
Mısra döküldü kan gibi satır aralarından.
Zulmetle barışmak bize ar geldi asırlarca,
Mazur bekledik hep bu karanlık diyarından.
Sürgün rüyaların sedefli kabuğu, zehirli balı;
Bu kadeh: bir fırtına atlası, bir lanet menşei,
Evimiz bir eski şaon gibiydi,
Her odasında başka yüzyıl çalışırdı.
Bir moşa medaberdim,
İçinde çalkantılarım gezerdi,
Annem damıttığı yıldızları dizerdi,
Dönülmez artık o sehergâh-ı aşkın eşiğinden,
Ne bir nida kalır ufukta, ne bir selâm-ı sabâ,
Geçildi bir kere rü’yâ ile viyale içinden.
Sükût kurulur kışımıza, döker yıldızlar riyâ.
Ey katr-e siyah, ört bu bitap rûhumu artık,
Müjde getirdi şol haberci: “Vakit tamam, gel!” dedi
Canım koyup yoluna, artık nefs ü hevâm kalmadı
Bir parça bezdir cümle mâlım, ne düğmesi var ne yaka
Ten tahtını terk eyledim, şâh ü gedâm kalmadı
Donmuş derelerde yıkanan uslanmayan kekre,
İliklenmeyen zamanların kekre verdiği yaralı iplikler,
Sürgündü aklım — ağır ve kuru kasıma batmış,
Bir seher vakti sızan loş çocukluğu sürüyordum.
Tahta, tahtalardım her yol ayrımında,
Yangın tozu, yağ lekesi, bir adem çanağı,
Yüce Azrâil! daha vakit mi? bekle biraz,
Çünkü yazılmadı hâlâ nice âyet, nice söz.
Hakk’ın emrini duyup eğilmezken başım,
Nasıl teslim edeyim ruhumu, eksikken yaşım?
Ehl-i din zannı ile din diye çürük söz işler,
Hâfızın levhası zeber, eksikiken tekbirler?
Ey aşk, bu mu senin o muzaffer yüzün?
Bir zulmet-i efkâr ki ruhumda derinleşti;
Her zevkini zâlim bir alayla boğan devrin,
Soğuk eli, alnımda ateş gibi dinleşti.
Ey Tanrım, bu mu senin o muzaffer yüzün?




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.