Yüce Azrâil! daha vakit mi? bekle biraz,
Çünkü yazılmadı hâlâ nice âyet, nice söz.
Hakk’ın emrini duyup eğilmezken başım,
Nasıl teslim edeyim ruhumu, eksikken yaşım?
Ehl-i din zannı ile din diye çürük söz işler,
Hâfızın levhası zeber, eksikiken tekbirler?
Ey aşk, bu mu senin o muzaffer yüzün?
Bir zulmet-i efkâr ki ruhumda derinleşti;
Her zevkini zâlim bir alayla boğan devrin,
Soğuk eli, alnımda ateş gibi dinleşti.
Ey Tanrım, bu mu senin o muzaffer yüzün?
İmsakiye kandil arasında
Sır bir bahçede soldu.
İnci işlemeli kaftanda
Sultan'ın gözü doldu.
Perde arkasında suskun
Sevinci namahrem arasında, kendi kendimize,
Dizimizi dizine dayasak, sözler susa,
Nefeslerimiz bir ılık rüzgâr saadet uçsa!
Tepemizde yalvaç bir kandil gibi ay dursa,
Suda titreyen ipek bir yol, bize uğur olsa!
Zamanın ipini gevşetip boynumdan alsa;
Müslümanlık, sözde kaldı, özde hüsran bugün, Aldananlar çok da olsa, aldatandır hep düğün.
Söz değil, öz lazım artık, bırakın boş methini, Ecdadına benzer evlat, gösterin bir tek kini!
İsterim görsün bu millet, yitik izzet, eski şan,
Nerde bir vakit arş tutan, vakur duran kahraman?
Var mı sizde bir nebzecik, hakka karşı bir hicap? Kandıranlar mıydı böyle, Fatih'in bile katli vacip?
Bölünüp her yana düşmüş, sualsiz şu hikmetin, Şirazesi dağılmış kitap gibi, tomar tomar milletin.
Ey gönül, görme sakın âtîyi zulmet perdesi,
Zulmet içre nice bin nûr gizlidir, bil desi.
Ye’s elinden tutan er, cânına düşmandır hemân,
Âşık olan, nâr-ı ümîd ile yanar her dem zaman.
Âh ki nevmîdliktir rûhu virân eyleyen,
Kalbi zindân, aklı mahbûs, fikri zindân eyleyen.
Pir’e niyazını dilden sil eden dillerim
Demirden kaleler kurdu beylerim
Tuzla bölüştü ekmeği ellerim
Paylaşan yüzünü sakındın dönen dolap
Hak deyince titrer idi taş ile toprak
Nuh’un gemin taşlar cahil söz ile,
Tufan görmeyen su kadrin bilmez.
Yel önünde savrulup giden yel ile,
Demir atmış dağ kıymet bilmez.
Peygamber Yusuf kuşun dilin seçerdi,
Gurbet elde piştim, közüm kor oldu
Yalan sözle yoğrulmuş dostu gördüm ben
Bir selamlık canlar pazara doldu
Canın değeri kaç, sorup öğrendim ben
Bir avuç sevdayı harmana serdim
Oluruz veya olmayız,
O günden çok önce,
Tatar yayı gibi gerilmiş ,
Fayton atları gibi çekilmiş,
Çarpık bacaklarıyla koşmakta dört nala.
Kavga, hasret, özlem, çekmenin ustası.




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.