Sabah çorbası, akşamki nasibi,
Bir tabak bereket onun edebi.
Dünyayı çözmüş gözlerinin dibi,
Kirpiklerine takınmış sefaletin estetiği,
Yine güzeldi suret, masumiyeti büyür pislikte?
Tur-i Sina dağı, beni mecnun eder?
Balıklar da yaşar, onlar da aç kalır.
Bir umudu beklemek vapurlardan da beter,
Uykusuz bir gecede, her yön korkutur.
Neden bu kadar ıssız, soğuk köy yolları?
Bir anlık ömürde ne saadet ararız,
Yalnızca bir eski rü'yayı sorarız.
Gülün açtığı o unutulmuş yerde,
Yar ile bir akşam vakti mutluluk ararız.
Itıra bulanmış kadın, alev giysisiyle,
Kırkikindi gibi solgun dizlerine düşmüş;
Çavlanda ölüm var, teninde uyuşmuş,
Bir arzunun kamburlaştığı karanlık dile.
Ey düşük melek, ey azazel, ey kanlı şarap!
Sert sabahın teri akar beyazlığına,
Romeo juliet yaşmakta, baharın tortusunda.
Bu yara, çağırır göç eden kuşların tizlerini,
Yarılmaktan öğrenir yeniden doğmayı.
Yağmurun boynu bükük dokunuşları kadar yalnızdır.
Ama içinde bir güneş kavrulur:
Gözlerimdeki yaşların sebebi bilmez,
Dudaklarımda bir mısra saklıdır,
Dünya karanlık bir tünel gibi,
Sen, Julie kayboldun nereye bilinmez.
Kırlangıçlar öttü, dalgalar vurdu sahile,
Kabataslak gibi boş ayakkabı kutusunda.
Sana kiraz çekirdeğinden taht inşa ettim, anla!
Bıçakla oyulmuş bir peynir parçası,
Gökten kavanozlar sarkıyor şimdi,
Kendine küsüp İstanbul’a taşınmış insan yavrusu.
“İnsan, tuhaf bir suda yıkanmış kuş yüreğidir.”
Cihân altüst iken ey hûn-i gafletle beslenen sürü,
Sen ey sersem, seyirci kaldın âfâka çöken bu çürü!
Zemîn titrer, semâ inler, adâlet kan kusar her dem,
Senin hâlin nedir? Bir çamur içre debelenen nem.
Ne yüzle “ben beşerim” dersin ey müflis-i irfân?
Ne gözle bakarsın hakka, gözün dolmuş iken isyân!
Kadrini bilmedim zamanın, sattım üç kuruş keyfe
Meğer canıma ipmiş, boynum doladım, neyleyim
Saat dedikleri cellâtmış, tik tak diye güler yüze
Her vuruşu tokat, yüzüme çaldım, neyleyim
Diyelim rüzgar,
Tuzlu bir sahilin kederini taşımış,
Yosunlar bile umursamamış denizin adını.
Diyelim kimse dönüp bakmamış,
Kararmış limanda bekleyen yorgun gemilere.
En afilisi, en asi ölüm kumarları oynamış.




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.