Bir hata mı bilirler bir tedirginlik mi konuşmazlar
Oynardı akrep yelkovan gibi sönük bakışları
Armalar takmış yakasına giz takıntılar
Ölüme dokunmuş bütün alışkanlıkları
Duvar gibi suratlarında yıllardır çatlaklar
Her şeyden uzak her şey yorgunlukları
Necaset ederim derken maskaralık eyledin,
Zahir elinde kalem, hızar bıçak eyledin,
Kitap görmemiş softa yalana varur,
Benim gözümde nacizane, eşeğe lakırtı eyledin.
Doğdun, dünyaya baş koydun,
Üç gün aç kalmışsın,
Yaşam savaşı uzun.
Ömrün uyurken ağlayanlar oldu.
Çocuklarını kumara verip giden,
Sevdiklerini hapse tıkıp giden oldu.
I
Tarla bekliyordu—karanlık, vahşi ve geniş,
Çıplak şafağın altında esmer bir göğüs;
Ne yaprak örtüsü ne de mütevazı bir gölge,
Masanın kenarında toz,
Kitap arasında kurumuş yaprak.
Çekmecede saklı mektuplar,
Yazılmamış satırların bekleyişi.
Raflarda sustu kitaplar,
Küçük çerçevede bir yüz.
Yolluk desen hak getire,
Evvel bakiliğim gurul gurul,
Çul çaputum dökülür,
Açlık desen, mideyle değil bu iş,
İnsan ruhundan yaralanır.
Benim yârim görklü yüzlü serverdir
Sözü hikmet, bakışı hep kevserdir
Bir nazarı bin günaha af verir
Yanıp gelmişsin canım ey gönül
Saçın gece, yüzün ayın dolusu
Benim yârim görklü yüzlü serverdir
Sözü hikmet, bakışı hep kevserdir
Bir nazarı bin günaha af verir
Yanıp gelmişsin canım ey gönül
Saçın gece, yüzün ayın dolusu
Fânî cihan meta‘ına gönlüm heves mi kılsın
Bir lahza Hak cemâli varken cümle cihan gerekmez
Zerre-i aşk düşse eğer sîne-i virâneye
Mülk-i Süleyman olsa dahi anda nişan gerekmez
Sarayburnu'nda daldaşak ay
Gümüş sularda süzülür
Tiz bir ney sesi üflenir
Saat dokuz kan dolarken.
Kadife kaftan, işlemeli




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.