Hanımeli sofrasında bir gün,
Eller bakır tepside tatlı uzatırken,
Anam, babam, kardeşlerim
Şakalaşır, gülüşürken...
Benim yerim boş kalır,
Kaşık sesleri ağırlaşır.
Evvel âhir hep muhabbet, aslı bir tek cevherdir
Arş ü kürsî feyz alır bir katre var-ı Ahmed’den
Gün yüzün ondan bulur, ay nurunu ondan alır
Şems utandı parlasa mihr-i izâr-ı Ahmed’den
Şairim, sözüm sarsar, ince eleyip dokurum,
Kalem elimde, dobra yazar, bir çınlık halidir.
Halk meclisinde dilden dile sevda haramiliğim,
Ölünce yaratana yalvaran bir pişmanlık halidir.
Levante tılsımlı ölü, gümüş şamdanların,
Rüzgârla uyuduğu çorak çöller dişisi.
Her gece yıldızlarla yıkanan kızların,
Baktığı yaralı ıtri hilal çizgisi.
Campo hatırsız düş, unuttuğun masal,
Yaşadığım an yoktunuz,
Mavi renkler serpildi göğe.
Çamur, bataklık gibi sürünüyordu,
Yontulmuş tanrıların çukurlarında.
Taş, kendi hafızasını kemiriyordu—
Düşüne takvim astım—
Yalnız yıldızlardan eğrilmişti dokusu.
Kâbus gibi parlayan gezegen yarattım.
Çiğ kokan limon çiçeklerimiz—
Kırmızı kurdeleden evimiz,
Meyhâne-i aşk içre döner çark-ı kevâkib
Her zerre “ene’l-Hak” diye feryâda mütemmildir
Bu bezm-i ezel bezmi, ne dârü’l-gurûr ister
Gönlünde heves taşıyanın alnı müsemmildir
İnsan, ne ilâhi ne hayvanca
Sürüklenir kadehten tenhaya;
Doğum... belki bir kahırca,
Giz gibi ağır ve kan gibi akmakta.
Yaptım kendime at, hıyanet tahtasından,
Evimiz bir eski şaon gibiydi,
Her odasında başka yüzyıl çalışırdı.
Bir moşa medaberdim,
İçinde çalkantılarım gezerdi,
Annem damıttığı yıldızları dizerdi,
Müjde getirdi şol haberci: “Vakit tamam, gel!” dedi
Canım koyup yoluna, artık nefs ü hevâm kalmadı
Bir parça bezdir cümle mâlım, ne düğmesi var ne yaka
Ten tahtını terk eyledim, şâh ü gedâm kalmadı




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.