Devlet, uyan! uykuların sonu hüsran,
Her yan kara duman, her ufuk olmuş zindan!
Biri insan, biri hayvan, farkı ilim yaratır,
Cehaletin yüküyle millet nasıl kanatır?
Kaç ders-i felaketle uyandın ne oldu?
Beyninde birer kor gibi acılar yoğruldu.
Fırâkın hançeriyle parçalanmış sîneler gördüm,
Aynı kıbleye dönen başların ayrık yürüdüğün gördüm.
Bir el Kur’ân’a uzanmış, biri kavme sarılmış,
Aynı ezanla uyananlar, ayrı rüyâya dalmış.
Vakit dar, kadeh dolu, ne isyan, ne de fermanın sesi,
Toprakla birdir sonunda tacın da hevesi.
Akıl terazisinde tarttım cennetle cehennemi,
Bir yudum hakikat ağır geldi hepsi.
Yürüyen kelam, hınzır aşa, topal yürüyelim,
Sözün kabuğunu kırıp özüne gidelim.
I
Uzun bir gecenin ilerleyen pençesinde,
İstasyonlarda yankılanan iç çekişle,
Kısmetin, tren pencerelerinden bakınca,
Bir yansımaya dönüşür:
Metanetli akmaz dağın pınarı, kurur gider,
Yarmend, ne cüda, ne zail! her biri vakar eder.
Rüberü mâna bulur, bana vakt-i merhun,
Seni yitirmek ölüm! bana mukadder intizar eder...
Vaktinde bitmeden bu dirlik ateşi;
Küller bile taşır bir gün ışığı,
Karamsarlığa yenilme, yılma asla;
İnsanın yarası iyileşirken kanar,
Sağken katlanır onca zorluğa,
Ve sağken erişir düşlerine, dileklerine.
Dost, senin aşkın oku taştan eder eyler güzer
Kim bu meydâna girer, candan ü baştan geçer
Aşk bir deryâdır kim sahili yok, haddi yok
Bir kez ona düşen âşık, hem serden geçer
Millet-i nâdân, uyan artık! geçiyor vakit,
Gör, etrafı kuşatmış ne fırtına, ne afet!
Dünyalar birleşirken, sen hâlâ mı bölünürsün?
Gör, her taş üstüne taş koyanlar nasıl büyür, düşün!
Hürriyetin şanını alıp oynar mı çocuklar?
Yoksa onu yaşatır mı, dâvâsına vurgunlar?
Ne var ki durmadan gülüyorsun,
Kalmadı yalvarmak için kaçış.
Paslıydı tüm kapılar
Sarmaşıklar çoktan gevşedi
Bal petekleri işsiz
Visâl ümmîdiyle sabrım harâb oldu gecelerde
Bu sabr-ı bî-karârımdan felek bir gün utanmaz mı
Tabîb-i cân iken ol şûh, beni öldürmede mahir
Şifâ bahşeyler elâleme, bu âzâr usanmaz mı




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.