İlyas’ı düğüne davet ettim,
Lambalarını yakalayıp bakarken,
Üzerine taze bir yıkama yapmış,
Çürük dudağını ısırarak sinmiş…
Bir de üstünde, zarif bir yazı var,
Görmekle karanlıkları yılgın mı olacaksın?
Boyun mu eğip susacak, umuttan mı kaçacaksın?
Ey yorgun yürek, ey suskun ve ürkek gözler,
Sen uyanmaz isen kim kaldırır bu ölü sözler?
His var, hareket var, niçin suskun duruyorsun?
Kendi ellerinle kendi tuzağını kuruyorsun!
Cihân bir dâr-ı mihnetdir, gelen konar göçer gider
Bu menzilde ne emn ü râhat, ne sabr u ne sebât var
Esîr-i zincîr-i nefsim sanma ey zâhid beni sen
Benim boynumda aşkın tâcı, ayağımda necât var
Bir öte kavşakta çarpıştık,
Ne güzel, sinirledim içimden.
Tanıdım bu odun arkadaşımı,
Kötü değilmiş birkaç operasyon geçirmiş.
İyi, iyi, pek değişmemiş.
Çocukları büyümüş müydü?
Sâye sâye kanlı bir efsâne gibi genişleyene,
Yâd-ı şevk ellerin, kirpiklerin zevk-i muğberese.
Darılırım muttasıl goncaların lezzet giryanına,
Teslîm olayım kızıl çalan siyam şerârelerine.
Seher! gelme henüz, bırak bu akşam sönsün,
Bugün ay yine doğmuş
Dam üstüne serilir
Elinde gümüş kaşık
Bal olur da sürülür
Nerden çıktın karşıma
Derim akıl uykuda yatan, gözleri açık kör kişi,
Hak demek dildedir sanıp, yükten kaçan serkeş kişi.
“Dayandım” deyip oturmak er kişinin işi midir?
Taş üstüne taş koymayan kul, şehit katında diri midir?
Tevekkül sandın ataleti, miskinliği erdem bildin,
Ter dökmeden ekmek umdun, gökten sofra iner bildin.
Tutsak günler geçiverdi usu tazelik duymadım
Üstümdeki yerleri sarmış irinler
Sabah mı? gelemez yola, içimi lime lime eder,
Kankıran oldu gidişin, zorlama zerk eder.
Beni kendisine kirleten, kendi özünden utandıran…
İlk kez gözlerim zaman'ın eserlerini gördüğünde,
Ölümlü gururun ateşiyle taçlandırılmış büyük kemerleri,
Mevsimlerin,parlak dönemlerinde nasıl, gittiğinde,
İmparatorların ikamet ettiği taşları kemirdiğini gördüm.
Okyanusun, açgözlü ve geniş, krallıkları yuttuğunu gördüm;
Kalbimin sevinci tümden eğilmeli, altın sancaklar atılmalı,
Ölüm bir konuk gibi bekler köşede,
Gönül bilir ki vakit gelir, ayrılık keskin olur.
Ama insanın hâli öyle garip, öyle gayretle,
Rakı, tütün ve hatıra, hepsi bir teselli olur.
Titreyen elime bak, kadeh âheste dökülmekte,




-
İsmail Şafak
Tüm YorumlarGönlünüze sağlık ben şiirlerinizideki üslubunuzu beğendim. Ayrıca bir ünal kardeşimiz de Altındağlı imiş, siz de, ben de Benimki Altındağ da doğmuşum, eskiden oturduğumuz yer Karakolun yanında idi, şimdi ne oldu bilmiyorum.